2 Yorum

Salavat

Bir kaç gündür aklıma takılan bir konu var: Salavatlar…Hz. Muhammed (sas) kendisine salavat getirilmesini istiyor çeşitli hadislerde.(Adı anıldığında selam göndermeyenin cimriliğinden, burnunun sürtülmesinden vs.). Ben salavatın hesabında değilim tabiki. O’na selam gönderebilmek benim için şeref. O en yüce insan , Allahın habibi, ümmeti ümmeti diyen kişi,……Merak ettiğim: salavat bize bu dünya ve öbür dünyada nasıl bir fayda sağlıyor? Bu salavat nitelindeki kelimelerin beynimizde nasıl bir açılım yapması bekleniyor? Kesin, net, bir cevap tabiki beklemiyorum ama bu konuda fikirlerinizi, yorumlarınızı okumayı çok isterim. Teşekkürler. [BİR KARDEŞİMİZİN SORUSU]

CEVABIMIZ:

Salavat Arapçada “dua” demektir. Rasulullah’a salavatın şöyle bir genel anlamı vardır. O’nun adını (Ahmed, Mahmud, Muhammed gibi) veya sıfatlarını (Rasulullah, Nabiyullah) veya lâkablarını/künyesini (Muhammed el-emin, Ebul Kasım gibi) duyunca “Allah’ım hayır ve iyiliklerin O’nun üzerine olmasını diliyorum”

Birisinin diğeri için yaptığı her dua salavat kapsamındadır ancak salavat kavramı geleneksel olarak sadece Rasulullah’a özgülenerek neredeyse “altıncı farz” gibi bir şeye dönüşmüştür. Bu dönüşümü de sağlamak için de Rasulullah’a ait olup olmayacağı asla bilinemeyecek olan pek çok hadis rivayet edilmiş veya uydurulmuştur.

Rasullüğün Nebîliğin en büyük özelliklerinden birisi dillerinden ve gönüllerinden dost veya düşman hiç mi hiç kimseye, hiç mi hiçbir topluma, hiç mi hiçbir inanca karşı BEDDUA etmemeleridir. Bu esasa göre, bana dua etmeyenin burnu sürtülsün tarzındaki bir rivayetin Allah Rasulü Muhammed Mustatafa’ya atfedilmesini ben asla ve asla kabul etmiyorum. Kur’an okunduğu zaman görülecektir ki Hz. Muhammed’den önceki Rasullerin Nebîlerin kavimlerine karşı BEDDUALARI yani salavatın tersi olan kötü duaları vardır ve kavimler o beddua üzerine helak edilmiştir. Hz. Muhammed a.s. ise BEDDUA etmemiştir ve tüm beddua rivayetleri bana göre anlamsızdır.

Bu durumda “Muhammed” veya daha başka ismini, sıfatını, lâkabını, ünvanını vb. duyunca alel acele allahummesallialaseyyidina vs. vb. hızlı tekerlemeler getirmek çok gereksizdir. Fakat halkımız salavat getirmenin güzel bir şey olduğuna inanmış bu nedenle salavat getirmeye de karşı değilim. Ben O’nun ismini duyduğum zaman genellikle salavat tekerlemeleri yapmam. Çünkü…

O’nun benim getireceğim salavat tekerlemelerine ihtiyacı yok. Benim O’nun İLMİNİ ve HÂLİNİ öğrenmeye ihtiyacım var. O’ndan bir harf İLİM öğrenmeyi O’na trilyonlarca salavat getirmeye tercih ederim. O’nun tüm ömrü boyunca gıybetsiz HÂLİNİ bir gün yaşamak için her şeyimi verirdim.

Salavat getirmenin en büyük getirisi şu olabilir…

Biz insanlar din ve dünya bilgilerimizi en evvel çevremizden duyarak öğreniyoruz. “Muhammed” isminin duyulduğu yerde çocuklar veya  gençler oradaki büyüklerin salavatlar getirdiğini ellerini yüzlerine sürdüklerini görüyorlar. Ve o ismin sahibine karşı bilinçaltlarında ve düşüncelerinde bir merak ve ilgi uyanıyor. “Muhammed” isminin sahibini araştırmaya ve ‘Onu tanımaya çalışıyorlar. Bunu bir fayda olarak kabul edebiliriz.

Sufilerin çok bilinçli olarak veya vatandaşların zikir niyetiyle okudukları salavatların beyinde bazı açılımlar yaptığı söyleniyor. Bu söylem bir düşüncedir, bir yorumdur. Beyinde açılım yapar veya yapmaz demek de bir yorum olacaktır. Bu nedenle beyin/bilinç/kalp üzerinde şu etkisi vardır veya yoktur diyemeyeceğim çünkü bilmiyorum.

Bildiğim şeyi söyleyebilirim. Salavatı zikir sistemiyle okuyanların beyni o isme karşı ilgi duyar. İlgi duyar ama duyduğu ilginin içini o ismin sahibinin ilmi ve hâli ile doldurmak gerekir. Bu doldurum yapılmıyorsa bilgisayara salavat CD’sini takarak gece gündüz bilgisayara salavat okutmaktan farkı kalmaz. Salavat çeken bilgisayara o salavatın ne kadar faydası oluyorsa ne kadar açılımı oluyorsa sadece salavat çeken fakat içini doldurmayan insana da o kadar faydası olur.

Bize bu dünyada ve öbür dünyada faydası olacak şeyler bellidir onların içinde de salavat getirmek yoktur.

Bize her iki âlemde faydası olacak şeyleri aşağıdaki alıntıdan okuyabiliriz:

SUAL:
Ölü adına yapılan hayırların ve okunan surelerin ölüye fayda vereceğini ayet ve hadislerle açıklar mısınız?

CEVAP/ Sorularla İslamiyet:
Hayatta iken yaptıklarının, vefatından sonra kişinin kendisine ulaşacağını ifade ve hayatta iken hayır yapmaya teşvik eden pek çok hadis-i şerif vardır.(1) Peygamber Efendimiz (s.a.v)

“İnsan ölünce (salih) ameli kesilir. Ancak üç amel (in sevabı) kesilmez: Sadaka-i câriye (kamuya yararlı sadaka), faydalanılan bir ilim ve arkasında kendisine dua edecek hayırlı bir çocuk bırakmak”(2) buyurarak buna işaret etmiştir. Ebû Hureyre’den rivâyet edilen hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) amellerin sayısını (sadaka-i cariyeyi tafsil etmek suretiyle) çoğaltarak:

“Mü’min’e ölümünden sonra amel ve hasenatından ulaşacak şey: Öğretip yaydığı ilim, bıraktığı salih evlat, miras bıraktığı Mushaf, yaptığı mescit, yolcu için yaptığı ev, akıttığı ırmak ve sağlığında malından verdiği sadakadır.”(3) buyurmuşlardır.

Başka bir hadisin ifadesiyle;

“Ölüyü (mezara kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri bâki kalır: ailesi ve malı geri döner, ameli kendisiyle bâki kalır.(4)

Bu ve benzeri (5) hadis-i şeriflerden de anlaşılacağı üzere insan, dünyada iken kendisinin yaptığı veya başkalarının yapmasına vesile olduğu amellerden istifade edecektir. Zaten bunda alimler de ittifak etmişlerdir.(6) Fakat kişinin ölümünden sonra başkalarının kendisi için yapacakları iyi işlerin sevabının veya bunlardan hangisinin ulaşıp ulaşmayacağı konusunda ihtilaf edilmiştir.

Mu’tezile mezhebi, ölüye dirilerin yaptıkları hiç bir şeyin fayda vermeyeceğini iddia eder.(7) Onlar iddialarına delil olarak da

“İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur.”(8)

“Siz, ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.”(9)

“Herkesin kazandığı hayrın sevabı kendine, yaptığı fenalığının zararı da yine kendinedir.”(10) gibi ayetleri gösterirler. [tamamını bağlantıdan okuyabilirsiniz]

http://www.sorularlaislamiyet.com/article/14371/olu-adina-yapilan-hayirlarin-ve-okunan-surelerin-oluye-fayda-verecegini-ayet-ve-hadislerle-aciklar-misiniz.html

Kemal Gökdoğan
www.tasavvufdefteri.wordpress.com
kemalgokdogan@gmail.com

 

 

 

 

About these ads

Salavat” üzerinde 2 yorum

  1. Bilmediğini itiraf edebilmeniz ne güzel. Saygı duyulası bir hareket. Fakat yorum değildir dostlar. Ayna nöron diye beynin içerisindeki nöronlardan bazılarını bilim adamları isimlendirmişlerdir. Bu nöronların işlevini ise “anılan kişinin hatırasının(sözleri, şekli, vs.) zihne gelmesi” olarak açıklamışlardır. Yani bu son buluşlara göre kişi andığı insanın manevi çemberi içerisine daha çok girecek, onu daha çok hazmedektir. İşte salavatta ayna nöronlar vesilesi ile Fahr-i Kainat efendimizden feyz alınma, onun dairesine girme için gereken bir çalışma sistemidir. Esasen zikir kavramıda bu yüzdendir. Yani beynin bu fonksiyonu dolayısıyla beyinde açılım yapılması. Mesela bazı salavatlar için 3 adedi 36000 salavata denk gelmektedir gibi menkibeler görmüşsünüzdür. İşte bu sözler söz konusu salavatların zihne yaptığı açılımın derecesini anlatmaktadır. Şüphesiz doğrusunu Allah bilir.

    Allahûmme salli âlâ seyyidina muhammedin bi adedi ilmike..

  2. Okunuşu:
    “İnnallahe ve melâiketehu yusallûne âlennebîy ya eyyühelleziyne âmenû, sallu aleyhi ve sellimu tesliyma.” (ayet)

    Anlamı:
    Muhakkak ki Allah ve melekleri, nebîsine çok salat ederler… Ey imân edenler, siz de O’na salat edip layıkiyle selam verin…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 63 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: