<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>www.tasavvufdefteri.wordpress.com</title>
	<atom:link href="http://tasavvufdefteri.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tasavvufdefteri.wordpress.com</link>
	<description>...sufizm mercek altında... sufizm mercek altında... sufizm mercek altında... sufizm mercek altında... sufizm mercek altında...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 17 Feb 2012 11:19:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='tasavvufdefteri.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://0.gravatar.com/blavatar/eb6e8cde6b8535b030a4176c1b794006?s=96&#038;d=http%3A%2F%2Fs2.wp.com%2Fi%2Fbuttonw-com.png</url>
		<title>www.tasavvufdefteri.wordpress.com</title>
		<link>http://tasavvufdefteri.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://tasavvufdefteri.wordpress.com/osd.xml" title="www.tasavvufdefteri.wordpress.com" />
	<atom:link rel='hub' href='http://tasavvufdefteri.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Vahiy Ne Değildir</title>
		<link>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/02/17/vahiy-ne-degildir/</link>
		<comments>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/02/17/vahiy-ne-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 11:19:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufdefteri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemal Gökdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular-Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[RasulRisalet]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/?p=3187</guid>
		<description><![CDATA[Slm. Sevgili dost; … bazı sorularım olacak; &#8220;VAHY&#8221; nedir, nasıl gelir, mana mıdır, kelam mıdır, herkese gelir mi, kaç çeşittir, içerden midir, dışarıdan mıdır, yönsüz müdür, algılayana göre midir? Kuran-ı Kerim`de gecen nebi ve resullerin duaları, &#8220;Mealen (veya Tercüme edilerek) mi açıklanmıştır (VAHY olarak)&#8230; tevhit açısından buna benzer veya bunun gibi sorulara bir açıklık getirirseniz [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3187&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3118" title="sorular-cevaplar" src="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg?w=150&#038;h=112" alt="" width="150" height="112" /></a><strong><span style="color:#ff0000;">Slm. Sevgili dost; … bazı sorularım olacak; &#8220;VAHY&#8221; nedir, nasıl gelir, mana mıdır, kelam mıdır, herkese gelir mi, kaç çeşittir, içerden midir, dışarıdan mıdır, yönsüz müdür, algılayana göre midir? Kuran-ı Kerim`de gecen nebi ve resullerin duaları, &#8220;Mealen (veya Tercüme edilerek) mi açıklanmıştır (VAHY olarak)&#8230; tevhit açısından buna benzer veya bunun gibi sorulara bir açıklık getirirseniz memnun olurum.<span id="more-3187"></span></span></strong></p>
<p><strong>CEVABIMIZ:</strong></p>
<p>Vahyin içeriği (hakikati) hakkında söyleyeceğimiz her şey sınırlı aklı cüzümüzle sınırsız aklı küllü yorumlamak olacaktır. Bu nedenle yorumlarım hakikatin tanımı değildir hakikat hakkındaki kişisel değerlendirmelerimdir…</p>
<p>Hz. Muhammed a.s.’ın aklı ve kalbi varlığın hakikatini hem küllî hem de cüzî olarak ap açık algılayabilecek berraklıktaki aynadır.</p>
<p>Varlığın küllî (tümel/ümmül kitab) ve cüzî (tek tek/sahifeler) hakikatinin yansıması her birimin akıl ve kalb aynasına olduğu gibi düşmesine rağmen bizlerin aynası paslı olduğundan algılamamız “parazitli sezgiler/ilhamlar” türündendir. Bu nedenle sezgilerimiz (ilhamlarımız) “Şeytanın fısıltılarına/nefsi emmaremizin müdahalesine açık” olarak tanımlanmıştır. Hz. Muhammed a.s.’ın akıl ve kalb aynası passız olduğundan O küllî ve cüzî hakikatlerin yansımalarını hem tümel olarak hem de tek tek algılamaktadır. O’nun algısına bu nedenle VAHİY (parazitsiz algı) diyoruz ve Şeytanın fısıltıları (nefsi emmaresinin müdahalesi) karışmaz denilir.</p>
<p>Varlık âleminde oluşan her eylem ve her düşünce sonsuzca evrende “mânâ formu”nda donar kalır yani evrensel sistem tarafından “kayıt altına alınır”. Akıl ve kalb aynaları RASUL FITRATI ile yaratılmış olanlar (Rasul fıtratı doğuştandır, sonradan türemez) bu kayıtları olduğu gibi kendi özlerinden (akıl-kalb aynalarından/gönül aynalarından) seyrederler. Örneğin Hz. Âdem’in duası şu anda evrende “donuk” haldedir ve her birimin özüne yansımaktadır (bizim gibi paslılar algılamaz). Hz. Muhammed a.s. işte bu yansımayı kendi özünde seyreder, duanın mânâ formunu algılar ve konuştuğu lisana tenzil/nâzil ederek (çevirirerek) insanlara harf-kelime-cümle olarak aktarır (beyan eder).</p>
<p>Bu yoruma göre Vahy’in geçmiş olaylardan ve sözlerden haber vermesi, geçmişteki görüntülerin anlatımı ve sözlerin tercümesi değildir, her an mevcut olan mânâ formlarının Rasul’ün özüne yönelerek (dekoder fonksiyonuyla) çözümlemesi ve yerel diliyle insanlığa beyanıdır. “Vahiyde söz yoktur” esası bu anlamdadır. Taşların, hayvanların, bitkilerin hallerinin vahiyle çözümlenmesi de bu esastandır.</p>
<p>Buraya kadar vahyin dışsal algı yönünü yorumladık. Bir de içsel algı yönü vardır. Bu yön “varlığın/eşyânın hakikati”, “yokluk”, “varlık” gibi soyut konuların “tefekkür” mekanizmasıyla çözümlenmesidir.</p>
<p>“Varlığın/eşyanın hakikati”nin “varlık”ın, “yokluk”un dışardan özümüze düşecek mânâ formları mevcut değildir. Bunlar akıl ve kalb aynasından daha üstün olan “tefekkür” (fikir üretme) ile yorumlanır. Fakat “tefekkür”ün isabetli, tutarlı, mantıksal, kabul edilebilir olması yine akıl ve kalb aynasının pas derecesine göredir. Bizim gibi paslıların fikir üretimleri çok da isabetli, tutarlı, mantıksal ve kabul edilebilir nitelikte olmaz. Rasullerin fikir üretimi ise passız oldukları için “tefekkür ürünleri” çağlarını, çevrelerini ve zamanı aşarak evrenselleşirler.</p>
<p>“Yerlerin ve göklerin yaratılışı”ndan bahseden Rasul’ün beyanında zaman aşımı olmaz ama eski veya yeni fiziğin evrenin başlangıcı teorilerine dayanarak açıklama yapan mütefekkirlerin beyanları bilim ilerleyip geliştikçe geçerliliklerini yitirebilirler.</p>
<p>Vahiy, “yaratılış” daha doğrusu “hep var oluş” ile ilgili konuları “arı duru tefekkür mekanizması”yla (ilim boyutuyla/Cebrâiliyet hâliyle) genel ve değişmez ilkeler hâlinde ortaya koyar.</p>
<p>Rasul’ün Cebrâil’den ilim alması, Rasul’ün içsel tefekkür mekanizmasında kendi özünün zirvesine tırmanması ve fikir ürünlerini insanlarla paylaşmasıdır.</p>
<p>Vahiy türleri…</p>
<p>Rasul’ün hâleti rûhiyesine göre sonsuz çeşidi olabilir. Üzgün iken içinde kopan fırtınaların yarattığı ortamdaki algıları farklı, sevinçli ikenki durum farklı, nötr haldeykenki durum çok daha farklı olabilir. Rasulullah a.s. “nötr hâli” ‘Allah ile aramıza kimsenin giremediği an’ olarak tarif etmiştir.</p>
<p>Vahiyde Yönsüzlük ve Görelilik…</p>
<p>Vahiyde yön hep mekânsal anlamda yorumlanmıştır. Hâlbuki “yön”ün mekânla ilgisi olmayıp vahiy alan kişinin tamamen etki altında kalıp kalmamasıyla ilgilidir. Örneğin Rasulullah’da “kan davası iç güdüsü” olsaydı vahiy “intikam içgüdüsü yönü”nden gelirdi ve “Hind Binti Utbe” hakkında “ilkel intikam duyguları” anlatan âyetler oluşurdu. Rasulullah’ın vahiy algısı “yönsüz” olduğu için amcası Hz. Hamza’nın Uhud savaşındaki katlettiricisi olan Hind’in  “İslâm”a biatı daha sonra kabul edilmiştir. Yönsüzlükte şu hassasiyet de vardır…</p>
<p>“Ben de Rasul”üm hezeyanına kapılanlar “kulak yönleri”nden (işitme duyusundan) ve “göz yönleri”nden beyinlerine ulaşan ses ve görüntüleri yönsüz vahiy zannederler. Aslında onlara ulaşan sosyal bilinç altı ağı yönünde/boyutunda dinsel motiflerin sese ve görüntüye dönüştürülmüş formlardır. Sosyal bilinç altı mesajları ya rüya yoluyla ya da uyanıkken hayal yoluyla algılanır. Akıl sağlığı bozuk olup da farkında olmayanlar genellikle bu mesajları uyanıkken hayal olarak algılarlar ve kendilerinin vahiy aldığına bağlarlar. Gerçek Rasul’de ise ne rüyada ne de uyanıkken ses-görüntü türünden vahiy bilgisi oluşmaz çünkü onların akıl sağlıkları mükemmeldir. Ancak bizler gibi rüya ve hayal görebilirler fakat hiçbir zaman rüyalarının ve hayallerinin esiri olmazlar.</p>
<p>Dini kitaplarda açıklanan vahiy türleri, vahiyde duyulan sesler vb.leri tamamen mecazi tanımlar olup vahyin yönsüzlüğüne, sessizliğine, görüntüsüzlüğüne işaret etmektedirler.</p>
<p>Değerli Dost, vahiy hakkındaki düşüncelerim bunlardır… Allah bizleri “vahiy alıyoruz” zannından ebediyen muhafaza etsin, selam ve sevgilerimle.</p>
<p style="text-align:right;">Kemal Gökdoğan<br />
<a href="http://www.tasavvufdefteri.wordpress.com/">www.tasavvufdefteri.wordpress.com</a><br />
<a href="mailto:kemalgokdogan@gmail.com">kemalgokdogan@gmail.com</a></p>
<p>AYRICA BAKINIZ:<br />
<a href="http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2010/05/04/monoteizmin-golgesinde-kalan-%E2%80%9Cvahiy-ve-risalet%E2%80%9D/">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2010/05/04/monoteizmin-golgesinde-kalan-%E2%80%9Cvahiy-ve-risalet%E2%80%9D/</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3187/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3187&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/02/17/vahiy-ne-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3c7b2f47c9ec469e65d0126c041db255?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufdefteri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">sorular-cevaplar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Tek Tanrı&#8221; &#8220;Tek Allah&#8221; ya da &#8220;Ahad Allah&#8221;</title>
		<link>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/02/14/tek-tanri-tek-allah-ya-da-ahad-allah/</link>
		<comments>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/02/14/tek-tanri-tek-allah-ya-da-ahad-allah/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 14:15:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufdefteri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemal Gökdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular-Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahad Allah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/?p=3183</guid>
		<description><![CDATA[Sözün özü… Dünyada da ahirette de, iyiyi de kötüyü de, güzeli de çirkini de vesaireyi ve vediğerlerini de “insana göre” tanımlayıp, tanımlarımızı zihinlerimizde varettiğimiz Tanrı’ya veya Tanrı anlamındaki Allah’a veyahutta yine zihnimizde ürettiğimiz “Ahad Allah”a etiketleyen bizleriz. *** (12 sayfalık uzun bir yazıdır, uzun yazı okumaktan sıkılanlar bölümlere ayırarak okuyabilirler) *** BİR DOST —Kemal bey size [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3183&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:right;"><a href="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3118" title="sorular-cevaplar" src="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg?w=150&#038;h=112" alt="" width="150" height="112" /></a><em>Sözün özü… Dünyada da ahirette de, iyiyi de kötüyü de, güzeli de çirkini de vesaireyi ve vediğerlerini de “insana göre” tanımlayıp, tanımlarımızı zihinlerimizde varettiğimiz Tanrı’ya veya Tanrı anlamındaki Allah’a veyahutta yine zihnimizde ürettiğimiz “Ahad Allah”a etiketleyen bizleriz.<span id="more-3183"></span></em></p>
<p style="text-align:right;">***</p>
<p>(<span style="color:#888888;"><strong>12 sayfalık uzun bir yazıdır, uzun yazı okumaktan sıkılanlar bölümlere ayırarak okuyabilirler</strong></span>)</p>
<p>***</p>
<p><span style="color:#ff0000;">BİR DOST —Kemal bey size yazımda kısaca hocam diyeyim. İbn Arabi yorumlarınızla başladım sizi okumaya, ancak henüz bu manada toy sayılırım..yazılarınızın sadece bir kısmını okudum, aradığım cevaplar onlarda varsa atıf yapabilirsiniz..</span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">Sizin kendinizden hikayelerle olayı açıklamalarınız ve garip mütevazi &#8216;biz&#8217; tavırlarına girmemeniz çok hoş. Müsaade edin ben de öylece olduğum gibi yazayım.</span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">Sizinkine benzer şeyler ben de yaşadım ama bende hep korku çok ağır bastı ve kafamdakilerden kaçtım. Ama bu halimle &#8216;mübarek&#8217; bir tip de olamadım, savruldum, hep kendimle kavga ettim. Derken bir bayanla tanıştım, şimdinin modası bu hocam: önce fotolardan elektrik durumları bir tornavida ile kontrol ediliyor. Aracı arkadaşlar benim fotoyu ona onunkini bana&#8230;neyse efendim, elektrik olayı tamam, telefonda bir süre konuştuk. Gönlüm onu cidden sevdi, o ise çok zor seven biri, hiç emin olamayacağım -ve emin olsam zaten benim sevgim de sınırlı olurdu galiba- ama o da beni çok sevdi galiba. Zor seviyor çünkü özetle, 2-3 yaşlarında öz annesini-babasını, 4 sene kadar önce canı kadar sevdiği arkadaşını, sonra 1,5 sene kadar önce öz annesinden ayırt etmediği ve onu büyüten anne dediği yengesini kaybetmiş. Bana karşı da hep mesafeli idi, kendini tuttuğunu anlıyordum&#8230;kimi basit nedenlerle 1,5 ay kadar buluşamadık. Sonra rutin çekapına gitti mamografi midir nedir, sonuçlar vs. Göğüs kanseri oldu kendisi. Sonra 3 aylık bir kontrol süreci, derken yayılan kanser, sonra kemoterapi, göğüslerinin alınması&#8230;en son kas erimesi teşhisi kondu kendisine.. Ama hastalığında onu bırakıp gidemedim telefonda bari olsa yanında olayım dedim. Çokça konuştuk 3-4 saat konuştuğumuz günler oldu, arkadaşları, aile bireyleri falan hepsini tanıdım diyebilirim, çoğu zaman çaktırmadan yanlarındayken de açık tutardı telefonunu başörtünün altında kulaklık olayı:) İlginç olan da şudur; ben onu görmedim o da beni hiç görmedi. Çünkü o sevdiklerini kaybettiğinde Allah’la arasının limonileştiğini söylemişti. Kendini pek toparlamış da sayılmazdı tanıştığımızda, bu sebeple de bağlanma korkusuyla benle hiç görüşmek istemedi. Çünkü benimle evlenmek istemiyordu, bu şekilde sana karılık yapamam dedi, ben tam 1 sene onu gerçekten çok sevmeme rağmen görmeden bekledim, iknaya çalıştım, ama değişik bir tip, gururlu falan, kimseye yük olamam dalgalarında..Hasılı, olmadı.</span></p>
<p>KEMAL GÖKDOĞAN —Bayanlar erkeklere göre daha duygusal düşünür ve romantiktir diye biliriz fakat sizin hikâyenizdeki bayanın mantıksal düşündüğünü görüyorum. Siz ise duygusallaşmış ve romantizme kapılmışsınız. Karşı cinse olan doğal aşkın onun rahatsızlığından sonra merhamet (koruma) duygusuna doğru kaymış. Bayan aşk duygusu ile merhamet (koruma altına alınma) hissini karıştırmamış ve doğru olan kararı vererek hem kendisi için hem de sizin için en iyi tercihi yapmış.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Tabi bu kadar özet değil iş ama abartmayayım&#8230; İşte ben o anlarda çok zorlandım, içim içimi yedi, kalp kasvetinden korktum. Ama bir yandan da düşünceler pörtüm pörtüm pörtledi. “Niye o? Yazık değil mi ona!” gibi şeyler değil. Örneğin cüzi iradeyi sorgulamaya başladım. Bu kavramı anlayamıyorum. Yani varsa bir iradem, bu iradeyi nasıl Allah’ın ilminin dışında tamamen özgür ve benim yön verdiğim bir şey sayabilirim? Genel açıklamalara itirazım şu: Onun ilmi ve bilgisi yapacağımız her şeyi kapsamıyor mu?</span></p>
<p>K.G. —İrade sorununa “Allah’ın iradesi”, “benim iradem”, “senin iraden” vs. ekseninde çözüm ararsak kısır döngüde dolaşmaktan başka bir sonuç elde edemeyiz.</p>
<p>Binlerce yıldan beri sûfîzmde “Ahad Allah’ın tek/küllî iradesi” felsefede ise “Tanrı’nın tümel iradesi &#8211; insanın birimsel iradesi” tartışması yapılıyor.</p>
<p>İrade sorununda şimdiye kadar herkesi iknâ edecek bir sonuç elde edilemedi. Zaten dinî, tasavvufî ve felsefî konularda herkesi iknâ etmek düşüncesi temelde yanlıştır. Bu konularda “herkes” değil “kişinin kendisi” iknâ olur veya olmaz. Temel ölçü budur.</p>
<p>Allah sistemiyle “Neden O?”, “Neden ben?”gibi sorularla sorgulaşmaya girişirsek bu metodumuz yanlış olur. Yanlış metod yanlış sorgulamaya, yanlış sorgulama da yanlış cevaplar mekanizmasının işletilmesini başlatır.</p>
<p>Allah sisteminden doğru cevap alabilmemiz için metodumuzun ve sorularımızın doğru olması gerekir. Örneğin bahsettiğiniz bayan başına gelen zor durum karşısında “nasıl tedavi olmalıyım?” doğru sorusunu sormuş ve tedavî metoduna başvurmuş.</p>
<p>Allah sisteminde “Allah’a göre” iyi-kötü, eğri-doğru, hastalık-sağlık, güzellik-çirkinlik, az-çok, vs. ve vb. zıtlıklar yoktur. Her an sonsuz sayıda yeni bir iş ve oluş tecellileri vardır. Yine Allah sisteminde “Allah’a göre” ben-sen-o, biz-siz-onlar ayrımı yoktur, her bir birim “tüm”dür, tüm de “her bir birim”dir. Zıtlıklar insana göredir ve olması gerekendir.</p>
<p><strong><em>“Yemin olsun, içinizden size onurlu bir resul gelmiştir. Sizi rahatsız eden şey onu da üzer. Çok düşkündür size. Müminlere ise daha şefkatli, daha merhametlidir.” (Tevbe/128)</em></strong></p>
<p>Allah sisteminde zıtlık barındırmayan “iş ve oluş tecellileri”nden bir tecelli insanlardan bir birime isabet ettiğinde tüm insanlığa (ve tüm varlığa) isabet etmiş hükmündedir. Örneğin bahsettiğiniz bayana isabet eden hastalık Allah sisteminde “acı veren hastalık” olarak kabul edilmez “ilâhî bir iş ve oluş tecellisi” olarak kabul edilir. “Bize göre” hastalık tecellisine mazhar olan bayan Allah sisteminde “birim” kabul edilmez “tüm insanlık” olarak kabul edilir. Bu nedenle aklı “evrensel akıl”a kalbi “evrensel kalp”e yükselen “öze ermiş”ler o bayana isabet eden hastalığın acısını ve sıkıntısını aynen kendi özlerinde bire bir algılarlar. Tevbe/128’den benim anladığım evrenselleşmiş akıl evrenselleşmiş kalptir… ve en mükemmel örneği Hz. Rasul’dür.</p>
<p>Aslında o hastalığın acı ve sıkıntısı aynen bizim özümüzde de var fakat biz aklımızı ve kalbimizi evrenselleştiremediğimiz için o sıkıntıyı bire bir hissedemiyoruz. Sadece birimsel aklımızla ve birimsel kalbimizle anlamaya çalışıyoruz.</p>
<p>Allah sisteminde zıtlık barındırmayan “iş ve oluş tecellileri”nden bir tecellinin “bize göre” “mutluluk” olduğunu kabul edelim. Sağlıklı bir bebeği olan annenin mutluluğunu düşünelim. O mutluluk da aynen acı ve sıkıntı gibi “tüm insanlığa” isabet etmiştir fakat “öze erememiş”ler annenin mutluluğunu bire bir algılamaz, ancak birimsel aklı ve birimsel kalbi ile anlamaya çalışır ki bu da yetersizdir.</p>
<p>Evet, Allah sisteminde zıtlık ve birimsellik yoktur. Zıtlığın ve birimselliğin olmadığı bir sisteme “Neden o?” “Neden ben?” gibi birimsel sorular ve birimsel sorgulamalarla yaklaşmak zihinlerde kaostan başka bir şey yaratmaz. (Birimselliğe göre ise zıtlıklar vardır fakat zıtlıkları birimsel metodlarla anlamalıyız. Tümel metodla zıtlıkları çözmeye çalışmak ilköğretim birinci sınıf öğrencisine doktora tezi hazırlatmaya benzer.)</p>
<p>Zıtlık ve birimsellik barındırmayan Allah sistemi tüm varlığı tek birim, tek birimi tüm varlık kabul ettiği ve “öyle olduğu” için sorusuz ve sorunsuz bir sistemdir. Soru ve sorun iş ve oluşları “Allah Sistemi” çerçevesinde değil de “birime iyilik veya acı” gönderen “Bir Allah” düşündüğümüz zaman başlar. “Bir Allah” gerçeği de en kısa zamanda “Bir Tanrı” tabanına kayarak iyice çıkmaza sürükleniriz.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Ve Onun yaratışı sadece yapacaklarımı önceden bilme ama niyetlerim konusunda bana ilişmeme gibi zamansal ve saçma açıklamalar değil mi?</span></p>
<p>K.G. —Varlığı ve olayları zıtlık ve birimsellik ayrımına sokmadan düşünürsek bu gün yaptığımız bir iş ve oluş ile yarın yapacağımız bir iş ve oluş arasında hiçbir fark kalmaz. Öncelik ve sonralık da kalmaz. Örneğin bu gün yağmur yağsa, yarın kar yağsa… yağan nedir? Yağan yağmur ve kar mıdır yoksa yağan sadece ve sadece “su” mudur? Elbette sudur. Peki su nedir? İki hidrojen ve bir oksijenden oluşan molekül değil midir?</p>
<p>Molekülleri atomlar, atomları parçacıklar, parçacıkları da enerji oluşturmaktadır.</p>
<p>Demek ki bu gün yağan (alan ve form değiştiren) enerjidir, yarın yağacak (alan ve form değiştirecek) olan da enerjidir.</p>
<p>Yarın enerjinin yağacağını (alan ve form değiştireceğini) bilmek önceden bilmek değildir. Hele ki doğamızdaki “dün-bugün-yarın, önce-sonra” zıtlığını da kaldırabildiysek zamansal illüzyon sona erer, zamansız algıda niteliksiz ve niceliksiz tecelliyat algısı başlar. Fakat birimsel gerçekliğimiz hem dünyasal boyutta hem sonsuz boyutta zıtlıkları algılamak, acılar çekmek, mutluluklar tatmak suretinde ebediyen devam edecektir. Önce-sonra, iyi-kötü, güzel-çirkin, sevap-günah, haram-helal vb. ve vs. her şey “birime göre” devam edip gidecektir. Bu hüküm öze ermiş birimler için de erememiş birimler için de geçerlidir.</p>
<p>Allah sistemini bütünsel yönden teorik, birimsel yönden pratik olarak düşüneceğiz ve bu iki gerçekliğe göre yaşamaya devam edeceğiz. Tek bir yöne odaklanmak diğer yönü yok saymak bizi gerçeklerden koparıp ya tam hayal boyutuna ya da hayalin hiç olmadığı sırf maddesel boyut algısına kaydırır.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Aksi taraftan bakıyorum, ben O’ndan tamamen ayrı bir şey değilsem, imtihan niye? Yani cennet cehennem niye?</span></p>
<p>K.G. —Allah’ın en büyük özelliği “dilediğini yapması ve yaptığından sual olunmaması” değil midir? Evet, öyledir. Dilediğini yapar. Yani kendisi için ne diliyorsa onu yapar. Eğer kendisinden başkası diye “başka” bir şey olsaydı “başka” şey için de dilediğini “TANRI/İLÂH” sıfatıyla yapardı. O’ndan “başka” olmadığına göre, başkası için bir şey dileme (irade etme) ve yapma imkânı yok. Tek varlık, kendisinden başka varlık olmadığı için “imtihan” olayını da kendisine uygulamak zorunda. Tek varlık kendisini imtihan etmek dilediyse ve “neden böyle yapıyorsun? Neden kendini imtihan ediyorsun? diye sual edecek “başka” birisi de olmadığına göre… Tek varlık kendi kendini imtihan edebilir.</p>
<p>Tek varlık kendisini “cennet”e de koyabilir “cehennem”e de koyabilir. O’nun bu fiiline kim itiraz edecek? Hiç kimse. (Hiç kimse yok ki itiraz ede. Eğer hiç kimse olsaydı itiraz eden olurdu)</p>
<p>Tek varlık kendisini cehenneme nasıl koyar? Kendi varlığından başka bir ateş yaratıp da cehennem niyetiyle içine girip oturur mu?</p>
<p>Tek varlık kendisini cennete nasıl koyar? Kendi varlığından başka bir yeşil vadi yaratıp da cennet niyetiyle içine girip yatar mı?</p>
<p>Hayır. Cevap hayır ise bu iş nasıl olur? Nasıl olacağı hiç önemli değil. Zaten olmuş. Mekânsal anlamda, O’ndan başka mekân yok. O’ndan başka mekân yoksa uzayda milyonlarca derecede kaynayan güneşler var. Yüzlerce derece eksi ısılar var. Demek ki cehennem dediğimiz O’ndan başka değil.<br />
Mekânsal anlamda, O’ndan başka mekân yok. O’ndan başka mekân yoksa dünyada yeşil vâdiler, ırmaklar, meyve bahçeleri var. Demek ki cennet dediğimiz de O’ndan başka değil.</p>
<p>O’nun celâl sıfatıyla milyonlarca derecede kaynayarak tecelli etmesi kendisini cehenneme koyması, cemal sıfatıyla yeşil vadiler halinde tecelli etmesi kendisini cennete koyması olamaz mı? Yani cennet de O’dur, cehennem de O’dur… Cennet ve cehennem böyleyse kim itiraz edebilir? Değilse kim itiraz edebilir?</p>
<p>Cennet ve cehennemi tanımlarken Kur’an tekniği gibi ben de yeşillik ve ateş mecazını kullandım. Cennet ve cehennemin hakikatinin ne olduğunu ise herkes kendisi tefekkür etsin.</p>
<p>Şimdi de “O’ndan ayrı olmak ya da O’nunla aynı olmak” sorgusunu biraz açalım…</p>
<p>O, yani tek varlık, yani Allah… Hiçbir şeyden AYRI değildir çünkü O’nun AYRI olabileceği “şey” mevcut değildir. O hiçbir şey ile AYNI değildir çünkü O’nun AYNI olabileceği “şey” mevcut değildir. Eğer O’ndan başka AYRI veya O’ndan başka AYNI bir şey olsaydı O onların Allah’ı ve/veya Tanrısı olurdu. O’nunla AYNI veya AYRI bir şey olmadığı için O başkasının Allah’ı ve/veya başkasının Tanrısı olamıyor. O böylece TANRI ve TANRILIK sıfatından münezzeh kalarak sadece ve sadece ALLAH ismiyle anlatılan AHAD VARLIK olarak TEK BAŞINA kalıyor.</p>
<p>Bu gerçeğe rağmen hâlâ “Ben O’nunla AYNI mıyım? AYRI mıyım?” sorusunu sormak filmi başa alıp tekrar oynatmaktan başka bir işe yaramaz.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Bir yaratık ya da cüzi irade olmayı mantıklı bulmuyorum, Onun bilgisi dâhilinde olacak ama ben kendimden seçimler yapacağım, o zaman ben de -hâşâ- Allahlık bir yön olmalı, seçimlerimi de yaratan O değilse o zaman ben yaratıyorum-hâşâ-. Yani Onun bilmesi ile yaratması nasıl ayrıştırılabilir?</span></p>
<p>K.G. —“Yaratık” ve “cüzi irade” olmayı ben de mantıklı bulmuyorum. Fakat “yaratık” olmak ya da olmamak fiziksel bir sorun değildir, fikirsel bir sorundur. Aynı şekilde “cüzi-küllî irade” de “parça-bütün” sorunu değildir fikirsel ve bedensel eylem sorunudur. Şöyle…</p>
<p>Allah ismi ile tanımlanan AHAD VARLIK’ı “O ve BEN” diye iki kategoriye bölerek “benliğini” “O’luğa” yamamaya çalışıyorsan “BENLİĞİN YARATIKTIR”. Eğer AHAD olanı İHLÂS SÛRESİ’nin sırrıyla iki kategoriye bölmeden ALLAH SİSTEMİ’nde YARATIK ve AHAD diye bir çatlak görmüyorsan “BENLİĞİN YARATIK DEĞİLDİR”. Yaratık değildir fakat ALLAH ve TANRI da değildir çünkü biraz önce ne demiştik? Allah, kendisinden “başka” bir şey olmadığından başkasının ALLAH’ı ve dolayısıyla da başkasının TANRISI olamıyor. ALLAH dahi kendisinden başkası olmadığı için başkasının ALLAH’ı ve tanrısı olamıyorsa sen nasıl ALLAH veyahut Tanrı olursun ki? Olamazsın.</p>
<p>Allah kendi kendisinin Allah’ı olabilir mi? Hayır olamaz. Olabilmesi için ALLAH’ın kendisini iki kategoriye ayırıp birazını öteki birazına Allah’lık yaptırması gerekir ki bu mantık İHLÂS SÛRESİ’ne yine terstir.</p>
<p>ALLAH’ta ALLAHLIK YÖN ve ALLAHLIK OLMAYAN YÖN diye ikiye bölünme yok iken “sende” de ne Allahlık bir yön ne de Allahlık olmayan bir yön olamaz.</p>
<p>ALLAH kavramını BAŞKASININ veya KENDİSİNİN ALLAH’I mantığı çerçevesinde sorguladıkça ALLAH’ı da “BENLİK”i de asla anlayamayız.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —O zaman şuraya geliyorum neden yarattı? Yarattı derken yine saçma bulduğum zamansal belli bir anda yarattı manasına değil, ebedi olanın ezeli de olmaz, ki biz cennet ya da cehennemde ebediyiz. Zaten evvele ahire de ihtiyaç yok, zamansız düşünürsek. Ama neden yarattı?</span></p>
<p>K.G. —“YARATMAK” kavramını evvelâ gerçek boyutuna taşıyarak gerçek değerini anlamaya çalışalım…</p>
<p>ALLAH’ın yaratışı eşsiz ve benzersizdir. Allah’ın yaratışının eşsiz ve benzersiz olabilmesi bizim bildiğimiz veya bize öğretilen YARATIŞ’a da benzememesine bağlıdır.</p>
<p>O’nun her sıfat ve fiilinde olduğu gibi YARATMAK (HALK) sıfat ve fiilinin de zamanla hiçbir ilgisi yoktur. O’nun yaratması başlangıçsızlık ve sonsuzluk itibarıyla “HEP OLMAK” sırıyladır. “HEP OLMAK”a ister “YARATMAK” diyelim istersek “OLDURMAK” (KÜN) diyelim hiç fark etmez. “HEP OLMAK” a ister “zaman içinde yaratmak” diyelim ister “zamandan bağımsız yaratmak” diyelim yine hiç fark etmez. Varsaydığımız hiçbir düşünce “HEP OLMAK”ı hiç değiştirmez.</p>
<p>Demek ki ALLAH’ın YARATMASI bildiğimiz anlamda VAR’DAN YARATMA (kevn-kün) veya YOK’TAN YARATMA (halk) değil “HEP OLMAK” İMİŞ…</p>
<p>“ALLAH’IN YARATMASI” sırrını anlamak “HİÇ YARATMAMAK HEP OLMAK”sırrını anlamakla mümkündür.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Ya da tecelli, temaşa ne derseniz neden yapıyor bunu?</span></p>
<p>K.G. —Allah’ın tecelisi bize öğretilen gibi yani sinema makinesinden çıkan ışığın beyaz perdede görüntü oluşturması gibi değildir. O’nun tecellisi holografik yansıma da değildir. O’nun tecellisi tecellisi olmayan “HEP OLMAK”ın ta kendisidir. “HEP OLMAK”ı tarif ve tanım için ister tecelli diyelim ister hologram diyelim ne dersek diyelim “HEP OLMAK”ı anlatmış oluruz.</p>
<p>Allah’ın temaşâsı (seyretmesi) kendi yansımasına veya kendi uzantısına bakmak değildir. “HEP OLMAK”tır. Örneğin, bir incir tohumu kendisini “incir tohumu olmak” ile temaşa eder. İncir tohumu incir ağacı olunca incir tohumu YOK olur.  Şimdide var olan “incir ağacı”dır artık ve incir ağacı kendisini “incir ağacı olmak” ile temaşa eder. Allah’ın temaşası da böyle olmak zorundadır. Eğer ki Allah özünden bir şey yansıtır da yansıttığına bakarsa bu Tanrısal Temaşa yani Tanrısal seyir olur. Allah’ın temaşâsı asla ve asla Tanrısal seyir değildir, incir tohumunun incir ağacını karşıdan seyri gibi değildir.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Örneğin tamamen cennetlik ve iyi olsaydık. Şeytan nerden çıktı? Şeytanı da O yarattı, kötülük dediğimiz şeyi de o, sonra insanların ne yapacaklarını dileyen de, cüzi irade ne alaka, e bu imtihan neden? Bazı cümlelerinizden biz o&#8217;yuz gibi anlıyorum ama bunun böyle olmadığını söylüyorsunuz. O değiliz, öyle olsak neden imtihan var, -hâşâ- kendine mi ceza verecek, ya da kendini denemeyeceğine göre, kendindeki ilmi bildiğine göre&#8230;E apayrı iradeler veya yaratıklar olmamız da mantıklı değil, dediğim gibi Onun yaratması ya da iradesi dışında irademiz olamaz, olsa biz de Tanrı oluruz -haşa-.</span></p>
<p>K.G. —Tamamen cennetlik, tamamen cehennemlik, tamamen iyi, tamamen kötü olamayız. Ancak “SIFATSIZ” olabiliriz. Zaten kesret gerçeğine göre “her birim” ve vahdet gerçeğine göre “varlık” sıfatsızdır. Hiç kimse cennetlik ya da cehennemlik, iyi ya da kötü değildir. Birimler İlâhî, Tanrısal veyahut beşerî ölçülerin uyumlarına göre bu sıfatlarla etiketlenir. Birimler her ne ile etiketlenirse etiketlensin her daim SIFATSIZ olmaya devam eder. Sıfatsızlık üzerindeki iyi-kötü, cennetlik-cehennemlik etiketleri sıfatsızlığa zarar vermez.</p>
<p>Şeytan hiçbir yerden çıkmadı. Şeytan hep olduğu yerdeydi. Şeytan’ın yaratılışı Allah’ın yaratma gerçeğine göre başlangıçsızlık ve bitişsizlik esasının dışında değildir. Şeytanın mâhiyeti yani niceliği ve niteliği konusuna girmiyorum…</p>
<p>Kötülüğü (ve Şeytan’ı) Allah’ın yaratması fakat kötü fiillerden (ve Şeytan’dan) uzak kalınmasını istemesi insanların ve ilâhiyatçıların binlerce yıldan beri tartışageldikleri soyut bir konudur. Önemli olan soyut konuyu tartışmak değildir. Önemli olan “KÖTÜLÜK” denilen her ne ise ondan uzak kalmaktır. Kötülükten uzak kalmak, kötülüğü kimin yarattığını ve neden yarattığını çözdürecek tek formüldür. Örneğin insanların gıybeti kötülüğünden uzak kalan “Allah İlmi” gerçeğine yaklaşır…</p>
<p>İnsanların ne yapacaklarını dilemesi Hak’kın dilemesidir, Hak’kın insanların ne yapacağını dilemesi insanların dilemesidir… burada bir sorun yok, yeter ki denklemin her iki yanının da aynı olduğunu çözebilelim.</p>
<p>İmtihan ne yapacağımızın gözetlenmesi değildir, “eğri-doğru” yaşam tecrübelerimizdir.</p>
<p>Evet, vahdet mantığına göre varlığın birliği anlatılırken “Ben O’yum” mecazı ister istemez kontrast hale geliyor. Fakat, ben vahdet konusuyla ilgili her yazı ve yorumumda “Ben O değilim, O da Ben değil” ruhunu yansıtmaya çalışırım. Bu konudaki düşüncem “Ben Kul’um”dur… Daha geniş bilgi için şu bağlantıya tıklayınız:<br />
<a href="http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2011/02/13/yuzde-yuz-kulluk/">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2011/02/13/yuzde-yuz-kulluk/</a></p>
<p>Var olan Hak ise ve Hak kendisini deneme özgürlüğüne sahip ise bu denemede engel yok diyebilirsiniz. Fakat engel var…</p>
<p>Deneme yanlış ve doğrunun varolduğu boyut için geçerlidir. Hak için doğru ve yanlış yoktur ki Hak kendi kendisini denesin. Hak’kın sonsuz mânâlarının sonsuz uyumluluklar ve sonsuz zıtlıklar hâlinde “HEP VAR OLMASI”na ve bu varlığın zaman içinde birimler tarafından YAŞANMASINA mecazen imtihan denilebilir…</p>
<p>İki irade konusundaki tespitiniz çok güzel… Evet irade iki olsaydı her irade sahibinin Tanrı olması icap ederdi…</p>
<p>İrade tektir fakat birim kendindeki tek iradeyi hayır yönünde kullanabiliyorsa “KÜLLÎ İRADE”ye sahip denilir. Birim kendindeki tek iradeyi şer yönünde kullanıyorsa “CÜZÎ İRADE”ye sahip kabul edilir. Burada mesele iradenin bütün mü olduğu parça mı olduğu değildir, mesele iradenin nasıl kullanıldığıdır, hayırda mı şerde mi kullanıldığıdır.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Yukarıdaki özel olayımı neden anlattım, çünkü çıkış noktası orası oldu, acı çekmemem için robot olmam lazım, neden acı çekerek bir şeyleri hak ediyoruz ya da imtihandan geçerek.</span></p>
<p>K.G. —“İnsan insanın aynasıdır” kuralı gereğince sevdiği veya ilgilendiği insanın/insanların acısının veya mutluluğunun yansımasını kendi iç aynasında (gönlünde) bulur. Anlattığınız özel olayda (ve tüm olaylarda) acıyı siz çekmediniz, acı çekeni sevdiğiniz ve ona merhamet ettiğiniz için onun acısının aynısını gönül aynanızda seyrettiniz.</p>
<p>İnsanlar elbetteki robot değildir ama bedensel mekanizması aynen robot teknolojisi gibi çalışır. Bedensel değişimler, örneğin bir insan bedenindeki doku/hücre hasarını (hastalık-kaza vs.) acı olarak algılar. Aslında bedende acı yoktur sadece hasar vardır. Bedensel hasar beyin tarafından yorumlanarak “ruhsal boyuta” acı olarak aktarılır. Ruhsal boyutumuz haricinde bizler (tüm canlılar) robottan başka bir şey değiliz.</p>
<p>Acı ve çile çekmek bir şeylerin (cennetin ve cemâlin) bedeli değildir, yaşamın gerçeğidir. Nasıl ki mutluluk duymak yaşamın gerçeği ise acı çekmek de öyle. Acı ve mutluluk bir nehirin iki kenarı gibi, bir madalyonun iki yüzü gibi yaşam gerçeğinin iki boyutudur. Tek kenarlı nehir, tek yüzlü madalyon olamayacağı gibi yaşam gerçeği de acı ve mutluluk olmadan olmaz.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Onun Cemalini görmek, bir coşkunluk duygusundan ibaret, bir haz yani. Buradaki hazlarımızın misilleri/ katları yani cennet. Yoksa Onun gerçek varlığı bizce müşahede edilemez, bunun ilmine sahip olmak O olmaya eş zaten.</span></p>
<p>K.G. —Bu satırlarınıza ekleyebilecek yorum bulamıyorum… mükemmel.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Demek ki bu dünyadaki yasak zevklerin meşrulaşması ve artması işte cennet denilen. Ama bu bana yetmiyor. Yani basit dini literatür ve kavramlarla açıklanan ödüller hiç ilgimi çekmiyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü şöyle bir algıya sebep oluyor: Hadi bakalım burada yapmayın, orada misli ile yaparsınız. Neden?</span></p>
<p>K.G. —Cennet Kur’an’ın sembolik dilinde insanların bedensel ve ruhsal zevklerine göre bir mekân olarak tarif edilmiştir. Esas anlatılmak istenilen “insan davranışı”dır. İnsan bu dünyada örneğin “yalan” söylemiyorsa, yalan söylememek davranışı cennettir. İnsanın her davranışı “güzel” ise o insanın her fiili ve huyu cennet olmuştur. Sonsuz yaşam boyutunda “güzel davranışlar” insanın üstün güçleri olarak geri dönecektir. Üstün güçlerle sürdürülen sonsuz yolculuk “cennet” olarak yorumlanabilir. İnsanın fiilleri ve huyları güzel olursa insanın kendisi cennet olur… daha ötesini bilmek ve tahmin etmek mümkün değildir.</p>
<p>Cennetin ne, nerede ve nasıl olduğunu tartışmak cennetin ne, nerede ve nasıl olmadığı bilgisini kazandırır. Başka bir şey kazandırmaz.</p>
<p>Cennet yasak zevklerin meşrulaşarak çılgınca yaşandığı bir ortam değildir. Dünyadaki gayri meşru olan cennette de gayri meşrudur. Örneğin “sarhoş olmak”, “zinâ”, “öldürme”, “hırsızlık”, “yalan”, “gıybet” ve benzeri her kötülük cennette asla meşrulaşmaz. Gerçi cennet denilince en çok merak edileni “şarap-sarhoşluk”, “sınırsız seks”,”Huri” ve “Gılman” mecazlarıdır. Bu mecazları da kısaca analiz edelim…</p>
<p>Cennetteki şarap alkol değildir, “Allah Aşkı”dır ki “Allah Aşkı” ile dünyada da sarhoş olunabilir…</p>
<p>Cennetteki sınırsız seks sapkınlık derecesindeki çiftleşme değildir… “iki ayrı varlığın ruhsal anlamda tek varlık olmak/birleşmek” sırrına ermesidir. Yani “Ahad Olmak” bilgi ve bilincine ulaşmasıdır. “Ahad Olmak”ın bilgisel ve ilimsel zevkinin “DORUK NOKTASI”; “İLME DOYMAK” sonra tekrar “İLME SUSAMAK” ve sonra tekrar “İLME DOYMAK” ve tekrar “İLME SUSAMAK” ve sonsuzca tekrarıdır.</p>
<p>Bilgiden ve ilimden Hz. Muhammed a.s. gibi zevk almayanlara İLMİN DORUK NOKTASI nasıl anlatılabilirdi? Tabii ki sağlıklı ve ergen olan herkesin anladığı BEDENSEL ZEVKİN DORUK NOKTASI olan orgazm ile anlatılabilirdi ki Kur’an ve Hadis de aynen öyle yapmıştır. Cinselliğin cazibesini, sınırsızlığını, orgazmını mecaz olarak kullanıp bilgiye ve ilme dikkat çekmiştir. Fakat insanlığın doğası mecazları hakikat, hakikatleri mecaz zannetmeye meyilli olduğundan ilim cenneti ve ilmî zevk mecazını “cennetteki meyhane” “cennetteki alkol” ve “cennetteki seks” olarak somutlaştırmıştır.</p>
<p>Peki, cennet denilen hâlde bedensel zevkler yok mudur? Elbette vardır fakat asla hayvansal sınırsızlık, vur patlasın çal oynasın tarzında değildir. Aynen dünyada olduğu gibi erkek ve kadın haysiyetine uygun, aile değerlerini yok saymayan nezih zevkler ve duygular tarzındadır.</p>
<p>Cennetteki Huri ve Gılman gökten inme seks kölesi değildir, dünyadaki eşinizdir.</p>
<p>Cennetteki ödül insana dışından verilecek bir şey olmayıp insanın kendisinin cennet olmasıdır…</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Allah bir ihtiyaca tabi değil ki kendini tecellilerini falan görmek istesin. Görecekse cennette neden görmüyor mutlu mutlu? Neden bu karşılıklılık?</span></p>
<p>K.G. —Tecelli konusunda dünya ve cennet ayrımı yoktur. Dünyada iken tecelli gerçeği ne ise ahirette de odur. Dünyada kör olan (gerçeği idrak edemeyen) ahirette de kör olacağı (gerçeği idrak edemeyeceği) için tecelli olayını yansıma türevi zannetmeye devam edecektir… Tecelli meselesini daha geniş olarak yukarıda yorumlamıştık…</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Her şey Onun hazinesindeyse, bedavadan dağıtsın.</span></p>
<p>K.G. —İnsanın zâtı, insanın sıfatı, insanı oluşturan ilâhî isimler ve insanın fiilleri Allah’ın sonsuz ve sınırsız hazinesidir. Allah hazinesini son akçasına kadar insana bu şekilde vermiştir. Daha ne versin ki? İnsan sonsuz hazineye sahip fakat hazinenin farkında değil. Hâlâ gözü dışarıdan verilecek hazinede…</p>
<p>Sonsuz hazinenin anahtarı “GÜZEL DÜŞÜNCE, GÜZEL YAŞAM”dır. Düşüncesi ve yaşamı güzel olan kendisinin hazine olduğunun farkına varır.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Bilmem anlatabildim mi? Bu kadar açık ve korkusuzca ilk defa açıkladım, Allaha küsmüş falan değilim, ama neyi neden seveceğim ve bu dünyadaki yitenlere nasıl dayanacağımla ilgili bir konu. O zaman işte bu gerçekler benim için açık hale gelince namazım şehvetim olabilir çünkü benim gibi bir garip kayıp yaşayan insan için her şey yok hükmünde oluyor.</span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">Ve bunların cevaplarını bilemeyecektiysem neden aklıma geliyor?&#8230;</span></p>
<p>K.G. —“Allah’a küsmek” benim çok sevdiğim bir kavramdır. Gerçi siz küsmemişsiniz fakat ben gençlik yıllarımda sizinle benzer nedenlerden dolayı Allah’a (güya) küsmüştüm. “Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış” derler ama benim küstüğümden haberi olduğunu ve barışmak için sizler gibi “çok güzel dostlar” ile tanışmalarımdan anladım.</p>
<p>Güzel dostlar Allah’dan başka hiçbir şeyin peşinde olmayanlardır. Sizlerle “Allah İlmi” hakkında hemhâl olmak Allah ile barışmaktır… Ve bu barış ne güzel bir barıştır.</p>
<p>Yaratılanı Yaratan’dan dolayı severiz denilir ama nazarımızdan “Yaratan ve Yaratılan” ayrılaştırması kalkarsa kendimiz sevgi haline geliriz. Sevmek ve sevilmek endişesi böylece üzerimizden kalkar.</p>
<p>Dünyadaki yitenlere dayanabilmek… İşte bu çok zor. İşimiz, aşımız, malımız, mülkümüz, paramız, pulumuz yitsin bunlar hiç önemli değil. Fakat “sevgi” olarak bütünleştiklerimizi geçici de olsa yitirmek ve o acılara katlanabilmek çok zor. Bu konuda sizleri rahatlatacak bir şeyler yazmam imkânsız.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Şunları da önceden yazmıştım kopyalıyorum:</span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">Allah bizi yarattı çünkü bu Onun yaratma sıfatının fiiliyata geçişi idi.</span></p>
<p>K.G. —Yaratma sıfatı ezeli ve ebedî ise o sıfatın fiiliyatı da aynıdır.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Ayrıca kendi sıfatlarının akislerini görmek istedi.</span></p>
<p>K.G. —Zâten hep “görmekte” idi ve hep görmektedir. Görmesinin başlangıcı şimdisi sonrası yoktur. Yalnız… görmekte olduğu sıfatlarının gölgeleri… [gerisi… <a href="http://www.tasavvufvefelsefeakademisi/">www.tasavvufvefelsefeakademisi</a> “vahdet-i şuhud”-“vahdet-i vücud” yazı dizilerinde]<br />
<span style="color:#ff0000;">B. D. —Ama bunu anlayamıyorum. Allahın istemesi diye bir şeyi anlayamıyorum. Bunu açıklarken hep şu örnek veriliyor: Nasıl bir ressam yaptığı tablonun görülmesini ve beğenilmesini isterse… Ama bahsettiğimiz bir insan ve insanın içinde güzelliklerinin bilinmesinden hoşlanma duygusu yaratılmış. O yüzden bilinmek istiyor. Allah –hâşâ- yaratılmamış ki bilinmek duygusu ona hoş gelsin. Duygu denilen şey bile bize ait. Ama neden yarattı. Bir ihtiyaca binaen diyemeyiz, O bundan münezzeh.</span></p>
<p>K.G. — “Allah istemedikçe siz isteyemezsiniz” mesajını bir de tersinden okuyalım: “Biz istemedikçe Allah isteyemez”. Birinci mesaj akla yatkın ve daha edepli geliyor ama ikinci mesaj biraz ürkütücü ve biraz da edebe aykırı gibi görünüyor. Hâlbuki ikinci mesaj birinci mesajın aynısıdır.</p>
<p>Biz kendi “istememiz”i anlar ve çözümlersek Allah’ın istemesini de anlarız. Ancak, kendi istememizi anlamak Hz. Muhammed a.s. gibi özü sözü doğru bir insan olmaya ve hakkıyla ibadet bilincine ermeye bağlıdır. Yoksa, kâğıt üzerinde tasavvuf ve felsefe yaparak “istemek” meselesi anlaşılamaz.</p>
<p>Duygu, istek, görülmek ve beğenilmek arzusu ve dahası her şey, evet, insana âit. Peki, insan “Ne”ye âit?</p>
<p>Görülmek ve bilinmek isteyen Allah’tır. Fakat “Allah kime görünecek ve kim tarafından bilinecek?”</p>
<p>Allah’ın yaratma sistemi Allah’ın “tek olmak”tan kurtulmak ihtiyacından doğmuştur fakat O’nun yaratmasından “başkalık” oluşamadığı için hiçbir zaman “tek olmak”tan kurtulamayacaktır. O’nun münezzehliği “iki olmak”tandır başka şeyden değil.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Sorduğum şu aslında: Neden birçok insanın ahdini unutacağını ve hatta Onu inkâr edeceğini yani Ona hakkıyla kulluk edemeyeceğini bildiği halde yarattı bizi. Sonra neden ceza sistemi koydu? Yani birçoğumuzun bu sınavı geçemeyip ceza alacağımızı bildiği halde neden?</span></p>
<p>K.G. —O’nun doğasında (zâtında) var olmak vardır ve var olmaktan başka seçenek yoktur. O’nun doğasındaki var oluş;  “çoklukta teklik, teklikte çokluk”tur. Başka türlü olması mümkün değildir.</p>
<p>O’nun doğasındaki var oluş aynı zamanda; “zıtlığın aynılığı ve aynılığın zıtlığıdır”. Yani, “unutmak ve unutmamak” “teklik” mantığına göre AYNI değerdedir. Bir “varlık” örneğin bir insan kendisinin hakikatini “ateist felsefe” mantığıyla UNUTMUŞ ise o insanın unutmuşluğu Allah’a göre unutmamak ile aynı değerdedir. Çünkü “Tek Varlık” bir isim ve resim altında kendisinin hakikatini ebediyen unutmak isteyemez mi? Yasak mı? İsterse ebediyen unutur ve ebediyen “Ben maddeyim” de diyebilir.<br />
(Bu konuda daha detaylı yorum aşağıdaki bağlantıdadır)<br />
<a href="http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2010/12/16/yok-olamayanlar/">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2010/12/16/yok-olamayanlar/</a></p>
<p>Unutmuşluğu değersizleştiren, kusura bakmasınlar ama kendilerini unutmamış (ehli iman) sayanların biraz yüzeysel düşünmesinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>“Kulluk etmek” veya “kulluk etmemek”: “Siyahın kulluğu” beyazı inkârı iledir. Siyah beyazı tasdik ederse “kulluk etmemiş” olur.</p>
<p>Ceza sistemi: “Siyahın kulluğu”nu artırmak içindir, yok etmek için değil.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Cüzi iradeyi de anlayamıyorum. Biz yoktuk, O bizi yarattı. Kimimizi sinirli, kimimizi alıngan vs yaptı.</span></p>
<p>K.G. —Biz (varlık) geçmişte YOK İDİK şimdide YOK’UZ ve gelecekte de YOK OLMAK durumunda kalacağız. O’nun bizi (varlığı) yaratması veya var etmesi “hep olmak” sırrıyladır ve YOK’tan yaratmak, YOK’tan var etmek bu anlamdadır. Yokluktaki (siz varlıktaki de diyebilirsiniz) karakterler “ZITLIĞIN AYNILIĞI VE AYNILIĞIN ZITLIĞI” sırrıyla “FARKSIZLIK”tan başka bir şey değildir.<br />
<span style="color:#ff0000;">B. D. —Şimdi örnek vereyim: Diyelim ki bir kişi hayatında hiç zina etmemiş ama bu adamın ne demesini isteriz: Allah bana hiç zina işletmedi demelidir, kendinden bilmemelidir. E Allah yaptırıyorsa zina işleyene Allah zina etmesine izin vermeseydi O da bunu yapamazdı.</span></p>
<p>K.G. —İyilikleri Allah’tan kötülükleri nefsimizden bilmek ile ilgili bir âyet var fakat bu âyetin yorumuna girmeyeceğim.</p>
<p>Kötülüğü Allah’ın yaptırmaması şu anlamdadır. Bir kişi kötü bir işi yapmadan önce düşünür, o işin kendisine, topluma, dünyasına ahiretine zararlı olacağına karar verir ve vazgeçer. Kişinin bu fiili Hak’kın fiili ya da Allah’ın koruması kabul edilir. “ALLAH’IN KORUMASI” kişiye kötülüğü istetmemek değildir, kişinin kötülüğü iradesiyle işlememesinin adıdır.</p>
<p>Kişinin Kötülükten uzak kalan iradesinin adı KÜLLÎ İRADE’dir, HAK’KIN İRADESİ’dir, ALLAH KORUMASINA NÂİL OLMUŞ İRADE’dir.</p>
<p>Kişinin kötülüğü bilerek ve isteyerek işler ise onun iradesinin adı CÜZÎ İRADE’dir, KULUN İRADESİ’dir, NEFSİNE YENİK DÜŞEREK KORUMA DIŞI KALMIŞ İRADE’dir.</p>
<p>İyiliğin ve kötülüğün İZİN MAKAMI her birimin kendi iradesidir. Birimin iradesini nasıl kullandığının adı da ya KÜLLÎ İRADE’dir ya da CÜZÎ İRADE’dir. Bu prensiplerin haricindeki tüm irade tanımları TEK HAKİKAT ve TEK VARLIK “ALLAH’IN İRADESİ”ni ifade etmez tüm evreni yaratan güçlü “TEK TANRI”NIN İRADESİ’ni ifade eder.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Biliriz ki insan, içinden geçen kötü niyetlerden sorumlu değildir. E fiili ve bunun sonucunu da Allah yaratmışsa nasıl insanın sorumluluğundan bahsedilebilir? Nasıl oluyor da bizi yoktan var eden Allah tamamen kendi müdahalesinin dışında bize bir özgürlük alanı verebiliyor. Nasıl &#8220;bak ben irademle sağa döndüm &#8221; ya da “sağa dönme seçeneğinde bulundum” diyebilirim ki? Benim özgür irademin olması ile yaratık olmam durumları çelişmiyor mu? Allahın bir şeyi ilmi ile bilmesi ile o şeyi yönlendirmesi nasıl ayrılabilir? O bizim gibi düşünüp sonra fiiliyata mı geçiyor sanki? Aklımdakini aktarabildim mi bilmiyorum. Demek istediğim Yaratan beni seçimlerimle birlikte yarattı. Ben bir robot yapsam ve o sadece ileri gidebilse ben ona nasıl derim &#8220;sen sağa sola dönemiyorsun&#8221; diye çünkü ona verdiğim irade aslında benim seçimim. Bir insanın tercihlerini, iyiliği seçmesini, kötüden arınmasını da yaratan ve o kişiye o seçeneği seçtiren de Allah değil mi? Nasıl özgür irade diyebiliriz?</span></p>
<p>K.G. —Var oluşun tüm esrarını bu satırlarınızda soru tarzında cevap olarak özetlemişsiniz. Bu nedenle ben buraya fazla bilgi ve yorum eklemeyeceğim, sadece birkaç paragraf katkıda bulunacağım…</p>
<p>Bizler “Tek Tanrı” anlamdaki “Tek Allah”ın her şeyi yapabileceğine öyle şartlanmışız ki “şunu yapamaz” demeyi çok büyük günah ve suç kabul etmişiz. Hâlbuki “Tek Tanrı” anlamındaki “Tek Allah”ın da yapamayacağı, kudretinin yetemeyeceği birkaç şey var. Örneğin…</p>
<p>1— Bektaşi erenin dediği gibi “Allah beni mülkünün dışına atamaz”. Çünkü O’nun mülkünün olmadığı “yer” yoktur. Heleki  “Mülk” de kendisi ise, kulunu “kendisinin olmadığı bir yer”e nasıl atsın?</p>
<p>2— Allah kendisini hem “kendi” hem de “ben/sen/o…” olarak tecellî ettiremez. Hangi isim, sıfat ve fiil altında olursa olsun “kendisi olmak”tan başka seçeneği yoktur.</p>
<p>3— Allah tek iradesini ikiye üçe beşe sonsuza bölemez, “yok” diye bir şey olmadığı için de “yok”tan bir irade yaratamaz. O’nun yaratışı ezeli ve ebedi olan kendi ilminden yaratıştır.</p>
<p>Şimdilik “Tek Tanrı” anlamındaki “Tek Allah” için bu kadar sınırlama yeterlidir… Biraz daha bir şeyler yazarsam kafalarındaki “Tek Tanrı”yı “Ahad Allah” zanneden dostlardan yediğim fırça sayısı artıyor. (“AHAD ALLAH” yerine sadece “AHAD” isim ve sıfatını kullanmak yeterlidir fakat kulaklar alışık olmadığı için iki ismi birden kullanmaya devam edeceğim)</p>
<p>“Tek Tanrı” anlamında olmayan “Ahad Allah” kudretinde ise asla sınır yoktur. Örneğin… “Ahad Allah” bir kulunu mülkü dışına atabilir! Nasıl mı? Çok basit. Kul kendisini “Tek Tanrı” anlamındaki “Tek Allah Kulu” zannediyorsa “Ahad Allah”ın mülkünden atılmış demektir.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">B. D. —Bir başka şey de Allah neden bize sözünden dönmeyeceğini, adaletli olduğunu vs söylüyor? Bu kavramlar dünyada anlamlı. Allah yarattıklarını dünyada denemek için kurallar koyuyor. Allah mesela alkolü haram kılıyor ve bizde alkolden uzak duruyoruz. Ama mesela cennette bu sınırlama yok. Yani alkol sadece Allah onu haram kıldı diye kötü ve bu dünya için kötü. Aynen örneğin adalet kavramı da öyle. Bu kavram bu dünyaya ait bir şey. Ama Allah neden adil olmak ve sözünde durmak gibi kısıtlar altına girsin ki? Yani sözünde durmak bu dünya için iyi bir şey. Ama iyi kavramı da bu dünyaya ait değil mi? Neden Allah kendini bu dünyaya ait sözünde durma kavramı ile sınırlasın ki? Neden sözünde durmak zorunda olsun? Veya neden sözünde durmayı tercih etsin? O insan değil ki. Bu kafamı kurcalıyor. Yani hadi bir iradem var ve kesinlikle Allah benim seçimlerimde müdahil değil diyelim. Ben Onun istediği gibi bir hayat yaşadım diyelim. Allah isterse ben ne yaparsam yapayım beni cehennemine atamaz mı? Ya da beni yok edemez mi? Ya da bunu neden tercih etmesin ki. Çünkü Allah adildir diyeceksiniz. Ben de yine diyeceğim: adalet Allahın bir sıfatı ya da O bizim Onu öyle tanımamızı istiyor. Çünkü bize duygusal ve vicdani olarak adaleti &#8216;iyi bir şey&#8217; olarak algılama güdüsü vermiş ve biz bu güdü ile onun adil olduğunu yani &#8216;iyi&#8217; olduğunu düşünüyoruz. Ama biz Allahın ancak bizim bilgimize sunduğu sıfatlarını biliyor ve onu tanıyoruz. Bu biz insan aklının Allah anlayışı açısından sorun teşkil etmiyor ancak Allah açısından düşünürsek o kimi sıfatlarla sınırlanabilir mi. Yani Ona &#8216;iyi, adaletli..&#8217; dersek aslında Onu iyiliğe mecburmuş gibi algılamış olmaz mıyız ve bu Tanrı olmaya ters değil mi? Şöyle düşünelim. Belki Allah yarattığı farklı âlemlerde yarattığı farklı varlıklara farklı sıfatlarıyla tecelli ediyor ve belki bu sıfatlar bizim anladığımız manada &#8216;iyi&#8217;nin tam tersi. Örneğin tamamen varsayımsal olarak konuşursak, Belki bu farklı âlemdeki varlıklar için alkol almamak günah, haftada bir domuz eti yememek günah ve belki Allah onları sınıf sınıf yarattı ve üstün sınıfa emretti ki alt sınıfın üst sınıfa üstünlüğünü sağla ve ne gerekirse yap. Ve belki o âlemdeki kimi varlıklar vicdan denen yasak elmaya bulaştı ve alt sınıfa karşı acıma duygusu ile yaklaştı ve günaha girdi. Örnek karışık gelebilir ama ne ifade etmek istediğim anlaşılmıştır umarım. Allahın sıfatlarını biz bu dünyadaki kavramlar olarak biliyoruz. Mesela insanın yaratılışında bir güzellik var Allah da güzel diyoruz. Çünkü o güzellik bizim onu güzel algılamamıza, bu da Allahın bize onu güzel algılama hasleti vermiş olmasına dayanıyor. Biz Allah’ı da güzel biliyoruz. Ama Allah aslında kendisinin bu dünyadaki insanlar tarafından güzel bilinmesini istemiştir. Yoksa onun güzelliği diye bir şeyden bahsedemeyiz ki. Çünkü güzellik dediğimiz bu dünyaya ait duygularla alakalı. Şuna gelmek istiyorum. Allah neden sözünde dursun. Aksi bize çirkin geliyor. Ama bu sözünde durmamayı kötü algılamamızdan yani bu dünyada Allahın bu işi kötü nitelemesinden kaynaklanıyor. Allah mutlak kudrette ise bize ebedi cennet vaat ettiği halde bizi cehenneme atabilir ya da bizi tamamen yok edebilir ki ruhumuz bile duymaz. Neden bu dünyaya ait iyi, adalet, sözünde durma gibi kavramlar Onu ilgilendirsin? Bu Her şeye hükmetmeye ters değil mi?</span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">Şimdiden teşekkürler, okumaya devam edeceğim sizi, kaleminize kuvvet&#8230;</span></p>
<p>K.G. —“Ahad Allah” eğer ki “Tek Tanrı” anlamında “Tek Allah” olsaydı yazdıklarında yerden göğe kadar haklı olacaktınız. Maalesef “Ahad Allah” için “sözünde durmak-sözünden dönmek” gibi tanrısal mantık geçerli değildir. Gerçi, “Tek Tanrı” anlamındaki “Tek Allah”ın da “Ahad Allah”ın da niteliklerini ve tanımlanmalarını yapan yine “insan”dır.</p>
<p>Şimdi ben burada “Ahad Allah”a göre “sözden dönmemek, denemek, haram kılmak, sınırsız cennet, dünyaya göre, ahirete göre” gibi şeyleri tanımlayacak olsam, tanımlamalar “Ahad Allah”a ait olmaz “insan”a ait olur.</p>
<p>Hz. Muhammed a.s.’ın gönlünden bizlere ulaşan “Allah Kelâmı”nı dahi bizler maalesef “Tek Tanrı” anlamındaki “Tek Allah”a ait zannediyoruz. Hâlbuki “Allah Kelâmı”; “Ahad Allah İlim Boyutu”nu fethetmiş insanın (Hz. Rasulullah’ın) bilincinden bize ulaşan anlamındadır.</p>
<p>Buradaki bu çetrefil mevzular “Tanrı” ve “Allah” kavramları çerçevesinde enine boyuna çekinmeden tartışılmazsa sorularınıza ve yorumlarınıza vereceğim karşılıklar anlamsız ve boş kalacaktır. Çekinmeden bazı konuları tartışıp  “ilmî hoşgörüde” mesafe katettiğimizi kabul ederek son yorumlarıma devam ediyorum…</p>
<p>Bu durumda dünyada haram kıldığı alkolü, zinâyı, sınırsız cinselliği ve vesaireyi ahirette/cennette helâl kılarak, dünyadaki sözünden ahirette dönecek olan olsa olsa insan zihninin yarattığı “DÖNEK bir TEK TANRI” olur. “Ahad Allah” tanımını da insan zihni ürettiğine göre, “Ahad Allah” döner veya dönmez demek ile  “Tek Tanrı” anlamındaki “Tek Allah” döner veya dönmez demek arasında yine bir fark oluşmaz.</p>
<p>Sözün özü…</p>
<p>Dünyada da ahirette de, iyiyi de kötüyü de, güzeli de çirkini de vesaireyi ve vediğerlerini de “insana göre” tanımlayıp, tanımlarımızı zihinlerimizde varettiğimiz Tanrı’ya veya Tanrı anlamındaki Allah’a veyahutta yine zihnimizde ürettiğimiz “Ahad Allah”a etiketleyen bizleriz.</p>
<p style="text-align:right;">Kemal Gökdoğan<br />
<a href="http://www.tasavvufdefteri.wordpress.com/">www.tasavvufdefteri.wordpress.com</a><br />
<a href="mailto:kemalgokdogan@gmail.com">kemalgokdogan@gmail.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3183/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3183&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/02/14/tek-tanri-tek-allah-ya-da-ahad-allah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3c7b2f47c9ec469e65d0126c041db255?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufdefteri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">sorular-cevaplar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>sisin ardındaki DAĞ</title>
		<link>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/02/10/sisin-ardindaki-dag/</link>
		<comments>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/02/10/sisin-ardindaki-dag/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 11:54:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufdefteri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemal Gökdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Şiirler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/?p=3178</guid>
		<description><![CDATA[siz zannedersiniz ki sisin ardındaki dağ mermer buda heykeli gibi soğukluğun boş vermişliğin ve tanrısallığın sükûnetini yaşar halbuki sisin ardındaki dağ &#8230; sisin ardındaki DAĞ sisin ardındaki dağ seni gözlüyorum seni dinliyorum iç savaşıma son vermek için sevinmemek üzülmemek istiyorum doğmuşa gülmemek ölmüşe ağlamamak henüz kabuğunu çatlatamamış bir hardal tohumu kadar varlığımla zirvesi bulutları yarıp [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3178&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color:#c0c0c0;"><a href="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2009/11/imagesca3axgko.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1038" title="üzgünüm" src="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2009/11/imagesca3axgko.jpg?w=500" alt=""   /></a>siz zannedersiniz ki </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sisin ardındaki dağ</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">mermer buda heykeli gibi </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">soğukluğun</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">boş vermişliğin </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ve tanrısallığın sükûnetini yaşar</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">halbuki sisin ardındaki dağ <span id="more-3178"></span></span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">&#8230;</span></strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><em><strong><span style="color:#c0c0c0;text-decoration:underline;">sisin ardındaki DAĞ</span></strong></em></span></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">sisin ardındaki dağ</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni gözlüyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni dinliyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">iç savaşıma son vermek için</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">sevinmemek </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">üzülmemek istiyorum </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">doğmuşa gülmemek </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ölmüşe ağlamamak</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">henüz kabuğunu çatlatamamış </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">bir hardal tohumu kadar varlığımla</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">zirvesi bulutları yarıp geçen </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sisin ardındaki dağın sükûnetini anlamak istiyorum</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">hardal tohumu kadar akıl</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">dağdan kopacak çığın ağırlığını çeker mi </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">hesabına girmeden</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">nötr olmak istiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">şu yoğun sisin ardındaki buzlu dağ kadar </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">cansız ve duyarsızca</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">güzelliklerden ve kötülüklerden etkilenmeden</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">yaşayamasam da</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">yükünü taşıyamasam da </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">tarifini istiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">emelim sükûneti hissetmek </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ve bir dağ masalı dinlemek</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">sisin ardındaki dağdan daha sisli bir dağ</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">dağdaki evinde </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">yavaş yavaş sallanıyordu koltuğunda </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">bıraktı kendini kendi hâline</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">yavaşladı ve durgunluğa ulaştı</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">şöminede yanarken çıtırdayan </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">meşe kömürlerinin sesini dinledi bir müddet</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sonra dizlerine dayanarak ayağa kalktı</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ağır adımlarla pencereye ulaştı</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">buğulu camları elinin tersiyle sildi</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ve sisin ardındaki dağın sırlarına tercüman olup </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">başladı bir dağ masalına</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ya da kendi masalına</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">dedi ki</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">şu dağ var ya</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">o kadar ağır</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">o kadar ağır olmasına rağmen </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">üzerine düşen bir toz zerresinin </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">hafifliğini hisseder hemen</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">kuyunun dibindeki yûsuf’dan </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">akan gözyaşı sesini dinler</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ta buradan</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">kozasını delip geçen her kelebeğin </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">kanatlarından yayılan </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">annesinden doğan her bebeğin </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">çığlığından kopan</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">yaşam enerjisini yakalar</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">gün gelir</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">baharın sevinç çiçeklerinden </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">zirvelerinde kendine sevgi tâcı yapar</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">bazen de </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">kozasında haşlanan her ipek böceğinin </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">can acısına </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">masumların son nefesine isyan eder</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">gök gürültüleriyle ah çeker</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">şimşeklerle çırpınır </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sağanak yağmurlarla ağlar</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">dışı o kadar soğuk</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">o kadar soğuktur ki </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">kat kat olmuş buzullarının gizemiyle </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">içinde kaynayan volkanını soğutmaya çalışır</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">kaynayan demirin </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ve kükürdün tüten dumanını </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">zerrece sızdırmadan yutar </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">arzın merkezinden gelen gürültüleri </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">hiç kimseye duyurmadan sinesine atar</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">siz zannedersiniz ki </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sisin ardındaki dağ</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">mermer buda heykeli gibi </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">soğukluğun</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">boş vermişliğin </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ve tanrısallığın sükûnetini yaşar</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">halbuki sisin ardındaki dağ </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">için için kaynar</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">için için güler </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">için için ağlar</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">her an celâlin cehennemini </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">cemâlin cennetini yaşar</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">sisin ardındaki dağın </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sevinci ve hüznü </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ya en diptir ya da en zirve</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">fakat</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sevinç ve hüznün bulanıklığında </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">hiçbir zaman sarhoş olmaz</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">çünkü</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sisin ardındaki dağ ebediyete ayılmıştır</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sisin ardındaki dağ</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">tüm pozitifleri ve tüm negatifleri </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sırtına yüklenmiş nötr bir özdür</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sisin ardındaki dağ</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">tüm güzelliklere meftûn bir mecnûn</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">tüm çirkinliklere saldıran bir güzelliktir</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">sisin ardındaki dağ ateş ve buzun buluştuğu</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">zehirli sarmaşıkların </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ve sevdâ güllerinin </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">yan yana yaşadığı </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">bir gölge cennettir</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">sisin ardındaki dağ </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">içindeki ve dışındaki zıtların </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sonsuz savaşından her an zinde</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ve kendisiyle olan ezelî barışından dolayı </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">her an sükûnette</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">dağ evi ısınmış</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">camlardaki buhar dağılmıştı</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">devam eden masaldan</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">üzerime kopan çığın ağırlığına </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">daha fazla dayanamadım</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sessizce geri adımlarla kapıya yanaştım</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ve kendi dünyamdaki </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">kargaşaya döndüm</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">elvedâ ebedî sükûnet </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ve elvedâ ebedî hareket dediğimde</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">camda yansıyan hâlime baktı </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ve kaçışıma tebessüm etti</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">“sisin ardındaki dağ”</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">Kemal Gökdoğan</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;"><a href="http://www.tasavvufdefteri.wordpress.com/"><span style="color:#c0c0c0;">www.tasavvufdefteri.wordpress.com</span></a></span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;"><a href="mailto:kemalgokdogan@gmail.com"><span style="color:#c0c0c0;">kemalgokdogan@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">(eski bir yorum/yeni düzenleme)</span></strong></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3178/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3178&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/02/10/sisin-ardindaki-dag/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3c7b2f47c9ec469e65d0126c041db255?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufdefteri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2009/11/imagesca3axgko.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">üzgünüm</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yaratıldık mı?</title>
		<link>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/30/yaratildik-mi/</link>
		<comments>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/30/yaratildik-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 13:08:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufdefteri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünceler]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Gökdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular-Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/?p=3167</guid>
		<description><![CDATA[&#8221;Merhaba Kemal bey. Açıkçası ben şimdiye kadar ortalıkta dolaşan yaratılış ile ilgili tutarlı bir teoriye rastlamadım. Zaten yaratılış ile ilgili hikâyelerin çoğu başka toplumlardan bize geçen hikâyelerdir. Bizim kendimizin ürettiği akıl ve mantık çerçevesinden kabul edebileceğimiz bir teorimiz yok. Ben Kur&#8217;an da herhangi bir yerde Havva bir kadına rastlamadım, nerden çıktı bu kadın. Bu kadar [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3167&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#ff0000;"><strong>&#8221;Merhaba Kemal bey.</strong></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong><a href="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3118" title="sorular-cevaplar" src="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg?w=150&#038;h=112" alt="" width="150" height="112" /></a>Açıkçası ben şimdiye kadar ortalıkta dolaşan yaratılış ile ilgili tutarlı bir teoriye rastlamadım. Zaten yaratılış ile ilgili hikâyelerin çoğu başka toplumlardan bize geçen hikâyelerdir.</strong></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Bizim kendimizin ürettiği akıl ve mantık çerçevesinden kabul edebileceğimiz bir teorimiz yok.<span id="more-3167"></span></strong></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Ben Kur&#8217;an da herhangi bir yerde Havva bir kadına rastlamadım, nerden çıktı bu kadın.</strong></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Bu kadar darmadağınık olmuş yaratılış hikâyelerinden çok daha aydınlatıcıdır evrim, bana göre.</strong></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Fikriniz nedir bu konuda. Teşekkürler&#8221; (BİR DOSTUN SORU VE PAYLAŞIMI)</strong></span></p>
<p><strong>CEVABIMIZ</strong>:</p>
<p>Değerli Dost</p>
<p>Nasıl ki “ilim ve bilim”, “özgürlük ve barış”, “din ve vicdan serbestisi” gibi “evrensel insanlık değerleri” hiçbir ırk ve toplumun, hiçbir devletin, hiçbir medeniyetin patentli malı değil de “tüm insanlığın” ortak kültürü ise…</p>
<p>Yaratılış destanları, hikâyeleri, teorileri de “bize göre”; ister tutarlı isterse tutarsız olsun tüm insanlığın ortak kültürüdür.</p>
<p>Türk kültüründe de dünyanın ve insanın yaratılışını anlatan YARATILIŞ VE TÜREYİŞ DESTANLARI vardır. 1970’li yıllarda ilkokulda iken “Ülkü Ocakları”na giderdim ve kütüphanesindeki Oğuz Kağan Destanı, Yaratılış ve Türeyiş Destanı, Manas Destanı, Ergenekon Destanı, Dede Korkut Hikâyeleri gibi çocuksu ilgilerimi okumakla tatmin ederdim. İşte o destanlardan bir özet:</p>
<p><em>(…)Yaratılış destanı, Türklerin Altay-Yakut zamanında çıkan bir destandır. Ayrıca ilk Türk destanlarından olma özelliğine de sahiptir. Asya kıtasının çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk boyları ve Altay Türkleri arasında söylenmektedir. Türk destanları arasında en eskisidir. Radloff tarafından saptanıp yazıya geçirilmiştir. Kahramanlarının olağanüstü eylemlerini coşkulu, törensel bir üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden oluşan manzum yapıtlardır. Bilinen en eski edebiyat türlerinden biridir. Altay Dağları&#8217;nda söylenen yaratılış ve türeyiş destanları, değil yalnız Türklerin; bütün Orta Asya ile Sibirya&#8217;nın bile, en gelişmiş ve üzerinde ilgi ile durulan Türk mitolojisi verileridir.</em></p>
<p><em>Yerkürenin Yaratılışı:</em><br />
<em>Altay yaratılış destanında başlangıçta her yerin sularla kaplı olduğu anlatılmaktadır. Tanrı Ülgen, kuşa dönüşerek suların üzerinde uçar ancak konacak bir yer bulamaz. Bunun üzerine gökten gelen bir ses tanrı Ülgen&#8217;e denizin içinden çıkan bir taşa konmasını söyler. Ülgen bu taşa konduğunda yerin ve göğün yaratılması gerektiğini düşünür ancak bunu nasıl yapacağını bilemez. Suların içinde yaşayan dişi ruh Ak Ana, Ülgen&#8217;e yaratılışı nasıl gerçekleştireceğini anlatır. Onun yardımıyla işe başlayan tanrı önce yeri, ardından göğü yaratmıştır. Ardından da dünyanın dengesini sağlaması için üç balık yaratmış. Balıklar dünyayı alttan destekleyerek başıboş gezmesine engel olmuşlar.</em></p>
<p><em>İnsanın Yaratılışı:</em><br />
<em>Altay efsanelerinde, büyük bir okyanusun ve suyun esas olmasına rağmen, onlara göre insanoğlu, sudan yaratılmamıştı: İnsanoğlu aslı yine topraktı Tanrı Ülgen deniz üstünde gezerken yüzen bir kara parçası görür. Yaklaştığında toprağın üstünde balçığı farkeder. Düşünür ki bu insan olsun o düşündükçe çamur insan suretine bürünür. Hikâyenin devamında bu ilk insan olan Erlik Ülgen&#8217;e ihanet edecektir.</em></p>
<p><em>İran mitolojisinde de ilk insan, kil dediğimiz yapışkan topraktan yapılmıştı. Onun için İranlılar ilk insana Kil Şah adını veriyorlardı. Türkler ise daha çok, balçık üzerinde durmuşlardı.</em></p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yarat%C4%B1l%C4%B1%C5%9F_Destan%C4%B1_(Altay">http://tr.wikipedia.org/wiki/Yarat%C4%B1l%C4%B1%C5%9F_Destan%C4%B1_(Altay</a>)</p>
<p>Destanda dikkatimizi çekmesi gereken örnek iki konu şöyledir…</p>
<p>1- Her yerin sularla kaplı olması, yer-gök-su-toprak metaforları  Kur’an’da şu âyetin işaret ettiği bilgilerle örtüşmektedir:</p>
<p>“O hakikat bilgisini inkâr edenler görmediler mi ki (atom altı boyutuyla) semâlar ve arz birleşik idi de biz onları (algılayıcı kuvvelerin yoğunlaşmasıyla) yarıp ayırdık! Her diri şeyi sudan (H2O) oluşturduk&#8230; Hâlâ iman etmiyorlar mı?” (A.H. Enbiya; 30)</p>
<p>2- Tanrı Ülgen’in insanı balçıktan yaratması Tevrat ve Kur’an’ın yaratılış âyetleri ile diğer kadim efsanelerin ortak temalarıdır.</p>
<p>Dört-beş bin yıl öncesinin idrakine göre Orta Asya Türk kültüründe yaratılış destanı kısaca böyle.</p>
<p>Yaratılış akıl ve mantık süzgecine sığamayacak kadar geniş bir konudur.</p>
<p>Yaratılış dinlerde “inanç” konusudur. Bilimde ise somut verilerle araştırma konusudur. Dinin yaratılış hakkında verdiği bilgiler “değişmez”dir. Bilimin yaratılış teorileri sürekli değişip gelişmektedir. Bizim yapmamız gereken “değişmez” nitelikteki yaratılış âyetlerini ve hattâ eski yaratılış efsanelerini sürekli değişerek gelişen bilimsel verilerle yorumlamaktır.</p>
<p>Evrim teorisi kendi içinde tutarlı olmaya çalışan bir iddiadır. “İnanç”a göre tutarsız yönleri olabildiği gibi tutarlı yönleri de olabilir. Bu nedenle evrim teorisini toptan tutarlı veya toptan tutarsız kabul etmeden önce zamanımızı hem dini metinlerdeki yaratılışı hem de evrim teorisini çok dikkatli incelemeye ayırmalıyız.</p>
<p>İslâm dünyasında doğup gelişmiş olan bilim ve felsefede Darwin’den çok önce insanın maymundan türediğini iddia eden Nezzam (öl. 835 veya 845 m.) ve Câhız (öl. 869 m.) gibi fiozoflar vardır. Daha geniş bilgi için şu bağlantıya bakınız:<br />
<a href="http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/laikduzen/4/0020.htm">http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/laikduzen/4/0020.htm</a></p>
<p>Çağdaş İslam felsefesine göre Kur’an’da evrim iddialarını da hocam olan Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın şu kitabını temin ederek okuyabilirsiniz:<br />
<a href="http://www.ismailyakit.com/yayinlar/kitaplar/kurananlamak/kurandayaratilis.html">http://www.ismailyakit.com/yayinlar/kitaplar/kurananlamak/kurandayaratilis.html</a></p>
<p>Fiziksek evrimden başka bir de ruhsal evrim konusu vardır. Mevlâna’da ruhsal evrime yani nefs boyutlarının gelişimi ve değişimi ile ilgili enteresan bilgilere rastlanmaktadır. Bir örnek:</p>
<p style="text-align:left;padding-left:30px;"><em>Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum.</em><br />
<em>Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum.</em><br />
<em>Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum.</em><br />
<em>Öyleyse ölümden korkmak niye?</em><br />
<em>Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm,</em><br />
<em>Ya da alçaldığım görüldü mü?</em><br />
<em>Bir gün insan olarak ölüp,</em><br />
<em>ışıktan bir yaratık,</em><br />
<em>rüyaların meleği olacağım.</em><br />
<em>Fakat yolum devam edecek,</em><br />
<em>Allah’tan başka her şey kaybolacak.</em><br />
<em>Hiç kimsenin görüp duymadığı birşey olacağım.</em><br />
<em>Yıldızların üstünde bir yıldız olup,</em><br />
<em>Doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.</em><br />
<em>(Mevlana Celaleddin Rumi)</em></p>
<p>Mevlana’nın bu dizelerini öğrencilik yıllarımızda felsefe hocalarımdan Prof.Dr. Teoman Duralı ile bol bol tartışırdık. Ben şimdi de olduğu gibi dizelerin fiziksel-biyolojik evrimi anlatmadığını, tamamen ruhsal gelişimi anlattığını savunurdum. Teoman Duralı’nın bu konudaki kitap isimlerini şu bağlantıdan bulabilirsiniz:<br />
<a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/i-u-fels-bol/">http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/i-u-fels-bol/</a></p>
<p>Değerli dost…</p>
<p>Çağdaş bilimsel iddialara, eski efsanelerin destan ve âyetlerin çağdaş yorumlarına göre Havva isimli hâtun nereden çıktı diye soramıyoruz Âdem denilen er kişi nereden çıktı diye sormamız gerekiyor. Yeni iddialara göre Tanrı’nın doğasının dişi olduğu düşüncesi daha baskındır. İlk yaratılan insanın dişi yani Havva olduğu, erkeğin yani Âdem olarak kabul edilenin Havva’dan oluştuğu gündemde artık. (Kur’an’daki Âdem-Havva konusuna girmiyorum şimdilik girmiyorum…)</p>
<p>Netice…</p>
<p>Benim evrim mi yaratılış mı sorununda saplantılarım yok. Bu sorunların herhangi birisinin tarafı değilim ikisinin de misafiriyim.</p>
<p>“Başlangıçta nasıl yaratıldım ve gelecekte ne olacağım?” üzerinde sadece okumayı tercih ediyorum. Evrim veya yaratılış sorununu başlangıçta ve gelecekte değil de “şimdi”de düşünerek çözmeye çalışıyorum.</p>
<p>“Ben ‘şimdide’ ne isem ‘sonsuz geçmişte’ ve ‘sonsuz gelecekte’ de yine kendimim”</p>
<p>Belki de “BEN” HİÇ YARATILMADIM Kİ EVRİMLEŞEYİM.<br />
<em>76/1:Gerçekten insan üzerinden öyle uzun bir süre gelip geçti ki o anılmaya değer bir şey bile değildi.</em></p>
<p>“Ben” şimdide “maymunsal davranışsal” bir bilinç ve yaşam sürüyorsam sonsuz geçmişime indikçe kendimi maymundan evrimleşmiş olarak “seyr” ederim.<br />
<em>5/60:“De ki: &#8220;Allâh indînde, yapageldiklerinin karşılığı ne kadar kötüdür, bu konuda size haber vereyim mi? Allâh&#8217;ın lânetlediği ve gazap ettiğidir o kimse! (Allâh) onları maymunlar (düşünmeden taklitle yaşayanlar), domuzlar (şehevî zevkleri için yaşayanlar) ve tağuta (şeytana &#8211; vehmine &#8211; dürtülerine) tâbi olarak yaşayanlar hâline dönüştürmüştür! İşte bunlardır mekânı en kötü olanlar ve yolun ortasından sapanlar!”</em></p>
<p>“Ben” şimdide “maymunsal davranışsal” bir bilinç ve yaşam sürüyorsam sonsuz geleceğime gittikçe kendimi maymunluğa doğru biyolojik evrimleşme olarak “seyr” ederim.<br />
<em>7/166: “Ne zaman ki kibirlenip yasaklandıkları şeylerden dolayı kızıp hadlerini aştılar, kendilerine: &#8220;Aşağılık maymunlar (birbirini taklitle yaşayan, aklını kullanamayan mahlûklar) olun&#8221; dedik.”</em></p>
<p>Evet Değerli Dost…</p>
<p>Evrim bana göre geçmişten şimdiye, şimdiden geleceğe uzanan bir değişim değildir. Şimdimden geçmişime ve şimdimden geleceğime uzanan kendi değişimimdir. Şimdi ne isem evrimim de öyle olacaktır.</p>
<p>Şimdiye kadar bence de yaratılış ile ilgili akla, bilime ve kalbe yatkın bir teori yok. Kur’an’daki yaratılış âyetleri maalesef ya sürekli değişerek gelişen “bilimsel veriler”e uyarlanmakta ya da bilim yaratılış âyetlerine zorlamayla uyarlanmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>Yaratılış meselesi ne dini dogmalarla ne de bilimsel saplantılarla asla çözümlenemeyecek sonsuz bilinmezdir. Bu konuda kendi kalbimizin ve kendi aklımızın sesini dinlemeliyiz. Belki sonsuz bilinmezin bilinemezliğini asla bilemeyecek olmamız bizim için  sonsuz bir zihinsel zevke dönüşür.</p>
<p>Selam, sevgi ve saygılarımla</p>
<p>Kemal Gökdoğan<br />
<a href="http://www.tasavvufdefteri.wordpress.com/">www.tasavvufdefteri.wordpress.com</a><br />
<a href="mailto:kemalgokdogan@gmail.com">kemalgokdogan@gmail.com</a></p>
<p>***</p>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/30/yaratildik-mi/"><img src="http://img.youtube.com/vi/VS-wOZjDL5M/2.jpg" alt="" /></a></span>
<p>Başka bir bağlantı daha&#8230;<br />
ADAM&amp;EVE ANİMATİON<br />
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=wwJgCHjkd_E">http://www.youtube.com/watch?v=wwJgCHjkd_E</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3167/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3167&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/30/yaratildik-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3c7b2f47c9ec469e65d0126c041db255?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufdefteri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">sorular-cevaplar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İçimizdeki Divan</title>
		<link>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/25/icimizdeki-divan/</link>
		<comments>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/25/icimizdeki-divan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 14:21:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufdefteri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemal Gökdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular-Cevaplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/?p=3139</guid>
		<description><![CDATA[—Geçenlerde okurken &#8220;Rical-i gayb&#8221; ve &#8220;Divan Toplantıları&#8221;gibi terimlerle karşılaştım. »&#8221;Son Buddha&#8221; yazınızı okuyunca zihnimde çeşitli çağrışımlar oldu. Tabiiki bazı şeylere takıldım. Şöyle ki: Gerçekten böyle bir toplantı var mı? Eğer varsa  bu  derece tasarruf sahibi olan başkan(Gavs-ı Azam) her zaman bir Müslüman mı? Yoksa  zaman zaman &#8220;Buddha&#8221; &#8220;Dalaylama&#8221;  gibi İslam’ı zahirde tanımayan kişiler de olabilir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3139&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:right;"><strong><em><a href="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3118" title="sorular-cevaplar" src="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg?w=150&#038;h=112" alt="" width="150" height="112" /></a>—<span style="color:#ff0000;">Geçenlerde okurken &#8220;Rical-i gayb&#8221; ve &#8220;Divan Toplantıları&#8221;gibi terimlerle karşılaştım. <a href="http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/19/son-buddha/">»&#8221;Son Buddha&#8221;</a> yazınızı okuyunca zihnimde çeşitli çağrışımlar oldu. Tabiiki bazı şeylere takıldım. Şöyle ki: Gerçekten böyle bir toplantı var mı? Eğer varsa  bu  derece tasarruf sahibi olan başkan(Gavs-ı Azam) her zaman bir Müslüman mı? Yoksa  zaman zaman &#8220;Buddha&#8221; &#8220;Dalaylama&#8221;  gibi İslam’ı zahirde tanımayan kişiler de olabilir mi? Eğer her zaman Müslüman bir kişiyse bir SİTEMİM olacak  acizane, cahilane  (son yüzyıllarda yaşananlar için).</span> (BİR &#8216;OKUR&#8217;UN SORUSU VE PAYLAŞIMI)<span id="more-3139"></span></em></strong></p>
<p><span style="color:#ff0000;">—Selamün aleyküm, Kemal Abi,  size yazdıklarıma ilgi gösterip cevap vermeye, bir şeyler yazmaya değer bulduğumuz için minnettarım.</span></p>
<p>—Midenin gıdası nasıl ki besinler ise beynin de gıdası fikirlerdir. Sorular veya paylaşımlar benim için bu nedenle çok önemli. Sorular ve paylaşımlar için teşekkür ediyorum.</p>
<p>—<span style="color:#ff0000;">Geçenlerde okurken &#8220;Rical-i gayb&#8221; ve &#8220;Divan Toplantıları&#8221;gibi terimlerle karşılaştım. <a href="http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/19/son-buddha/">»&#8221;Son Buddha&#8221;</a> yazınızı okuyunca zihnimde çeşitli çağrışımlar oldu. Tabiiki bazı şeylere takıldım. Şöyle ki: Gerçekten böyle bir toplantı var mı? Eğer varsa  bu  derece tasarruf sahibi olan başkan(Gavs-ı Azam) her zaman bir Müslüman mı? Yoksa  zaman zaman &#8220;Buddha&#8221; &#8220;Dalaylama&#8221;  gibi İslam’ı zahirde tanımayan kişiler de olabilir mi? Eğer her zaman Müslüman bir kişiyse bir SİTEMİM olacak  acizane, cahilane  (son yüzyıllarda yaşananlar için).</span></p>
<p>—Din ve dinin yorumu olan tasavvuf baştan sona mecazdır. Gerçek kabul ettiklerimiz söz ve fikirlerle anlatımdır. Divan toplantılarının da mecaz olduğunu zannediyorum. Mecaz mı hakikat mı olduğunu anlamak için toplantıya katılmak gerek. Bizim, sizin, herkesin kanaati “Ben katıldım” diyenlerin rivayetine dayanıyor. Katıldım diyen hangi anlamda katıldık diyor iyi anlamak lazım. Ben şunu anlıyorum…</p>
<p>Bir insan özünde ve yaşamında Muhammedî özellikleri tahakkuk ettirirse mecazen “Ben Hz. Muhammed a.s.’ın başkanlık ettiği divana katıldım” diyebilir. “Katıldım” rivayetlerini bu esasa göre yorumlarım. Fiziksel ve ruhsal anlamda “toplantı vardır” veya “toplantı yoktur” tezlerinden ikisini de savunmuyorum. Görmediğim bir olayı inkâr etsem inkârım geçerli olmaz. Yine görmediğim bir olayı tasdik etsem, tasdikim de geçerli olmaz. Bu durumda toplantının fiziksel yönü ilgilenilecek bir konu değildir. Bizi ilgilendiren, “toplanma” olayını Muhammedî özü özümüzde toplama olarak yorumlamaktır.</p>
<p>Rivayetlerin ittifaken bildirdiğine göre… Divana katılmanın birinci şartı ve olmazsa olmazı katılımcıların “Müslüman” olması zorunluluğudur. Yine rivayetlere dayanarak aktarıyorum… Eğer katılımcılardan birisi o gün öldüyse yerine hemen başkası o makama yükseltilir. O makama yükselecek nitelikte birisi o gün bulunamazsa o gece kalbi uyanışa hazır olan sade bir vatandaş o makama kestirmeden yükseltilir. Eğer o nitelikte birisi bulunamazsa gece yarısı uyanık birisi aranır, velevki sade e bir sarhoş dahi uyanıksa o sarhoş bir anda arındırılır ve toplantıya katılacak makama yükseltilir. Sarhoş da bulunmazsa o anda uyanık olan bir gayri müslimin kalbine girilerek kelime-i şehadet söylettirilir ve o götürülür. Ve böylece toplananların sayısı tamam edilir. Bu durumda Müslüman olmayanlar havada uçsa da tüm dünyaya Müslümanlık dinini hakim kılmaya hizmet etse de toplantıya katılma hakkını elde edemez…</p>
<p>Asırlardan beri böyle bir rivayet ittifakı varken divana benim şunlar bunlar da girebilir fetvam geçerli olmaz. Zâten öyle bir fetvâ vermek durumunda da değilim. Benim derdim ermişlerin divanı değil, kendi özümde Muhammedî özellikler divanı kurabilmek. Yani Muhammedî güzelliklerden toplayabildiğim kadar güzelliği &#8220;İÇİMDEKİ DİVAN&#8221;da toplayabilmektir. Bu derdim arasında, benim görmediğim ve bilmediğim meçhullerdeki ermişler divanına kim girerse girsin, inanın ki hiç umurumda değil.</p>
<p>—<span style="color:#ff0000;">Ayrıca gavs ruhunu teslim ettikten sonra da bu dünyadaki tasarrufu devam ediyor mu?</span></p>
<p>Gavs-ı Azam seviyesindekiler için öyle deniliyor. Zora düşenler “Vallahi, billahi, tallahi bana falan Gavs yardım etti de kurtuldum” diyorlar. Bence o kişilere yardıma gelenler, kişi çok yoğun konsantrasyona girdiğinde kendi özlerindeki “Gavsiyet Boyutu Gücü”nün inandıkları Gavs suretinde açığa çıkan hayali görüntüleridir. Çok zor işleri yapan da yine kendi inanç güçleridir. Hatta onlar kendi inanç güçlerini falanca filanca GAVS suretinde görüyor olabilirler&#8230;  &#8221;Bir insanın ruhunu teslim etmesi&#8221;ni de &#8220;ölmeden evvel ölmek bilinci&#8221; olarak düşünürsek rivayetlerin neye işaret ettiğini daha kolay anlarız.</p>
<p>—<span style="color:#ff0000;">&#8220;Her insan bir kıyamet meleği veya yepyeni bir evren başlatabilme gücüne sahiptir. Yeter ki inansın.&#8221;</span></p>
<p>— Tüm insanlar “bir evrenin içinde “değildir. Evren her insanın içindedir, insanın içindekinin dışa yansımasıdır. İnsan kendisini evrenin içinde bir zerre olarak algılar fakat arınmış akıl ve arınmış kalp ile tefekkür edebilirse, evrenin insan içinde bir zerre olduğu sonucuna en azından “fikirsel” olarak ulaşabilir. Bu esasa göre her insan kendi özünün yansıması olan evreni üzerinde her tasarrufu yapabilir. Örneğin siz gökteki güneşi söndürebilirsiniz ama sönen güneş sadece sizin özünüzden yansıyan evreninizin güneşidir, benim güneşim değildir. Her insan kendi evrensel kıyametini koparabilir başkasının evrenine zerre kadar müdahale edemez.</p>
<p>—<span style="color:#ff0000;">Yoksa Divan Toplantısı da bir mecaz mı?</span></p>
<p>—Evet, görmediğim, tatmadığım, yaşamadığım sadece rivayetlere dayanarak duymuş olduğum toplantıyı ben mecaz olarak yorumluyorum. Daha açık bir örnek vereyim. Asrımızın en doğru sözlü insanı ve en yalancısı bir cinayetle şüpheden sanık sıfatıyla yargılansa, hangisinin yaptığı belli olmasa ve ben de şahitlik yapsam. “Vallahi, billahi, tallahi o güvenli insandır ve kimseyi öldürmemiştir” desem, yargıç bana&#8221;Yalancı olarak kabul edilen sanığın öldürdüğünü gördün mü?&#8221; diye sorar. Ben de hayır görmedim, benim kanaatim böyledir derim. Bu durumda hukuksal olarak  tanıklığım geçerli sayılmaz… Din ve tasavvufta da yaşamadığımız tatmadığımız olayları yorum niyetiyle çok rahatça ret de edebiliriz tasdik de edebiliriz, hiç bir mahsuru yoktur.</p>
<p>Sorulara veya paylaşımlara vermiş olduğum cevaplar sizler için ölçü olmamalıdır. Eğer ölçü olmaya başlarsa kendiniz için betonlaşmaya başlayan bir düşünce evreni oluşturmaya başlarsınız. Benim yorumlarımı herhangi bir renk olarak kabul edin ve düşünce evreninizi çok farklı tonlarda renklendirmeye özen gösterin.</p>
<p style="text-align:right;">Kemal Gökdoğan<br />
<a href="http://www.tasavvufdefteri.wordpress.com/">www.tasavvufdefteri.wordpress.com</a><br />
<a href="mailto:kemalgokdogan@gmail.com">kemalgokdogan@gmail.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3139/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3139&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/25/icimizdeki-divan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3c7b2f47c9ec469e65d0126c041db255?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufdefteri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">sorular-cevaplar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Son Buddha</title>
		<link>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/19/son-buddha/</link>
		<comments>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/19/son-buddha/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2012 20:01:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufdefteri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemal Gökdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Mistik Kurgu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/?p=3125</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;mistik kurgu&#8221; Yaşlı adam altın bir ibrik ve altın yağ kandiliyle Himalaya dağlarındaki eski mabedin gizli merdivenlerinden yerin derinliklerine doğru iki bin kırk dokuz basamak indi. Yorulmuştu. Sarı renkli keten mendiliyle alnına biriken terleri sildi. Yağ kandilini duvardaki deliğe yerleştirdi. Yüz yıldan beri hiç açılmamış olan ahşap kapının üzerindeki yuvarlak tokmağı iki tur sola ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3125&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:right;"><strong><em><span style="color:#c0c0c0;">&#8220;mistik kurgu&#8221;</span></em></strong></p>
<p><a href="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/mistik-kurgu.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3126" title="Mistik Kurgu" src="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/mistik-kurgu.jpg?w=150&#038;h=99" alt="" width="150" height="99" /></a>Yaşlı adam altın bir ibrik ve altın yağ kandiliyle Himalaya dağlarındaki eski mabedin gizli merdivenlerinden yerin derinliklerine doğru iki bin kırk dokuz basamak indi. Yorulmuştu. Sarı renkli keten mendiliyle alnına biriken terleri sildi. Yağ kandilini duvardaki deliğe yerleştirdi. Yüz yıldan beri hiç açılmamış olan ahşap kapının üzerindeki yuvarlak tokmağı iki tur sola ve hemen ardından iki tur sağa çevirerek biraz bekledi. Sonra dört tur ve dokuz tur sağa çevirerek kapıyı yavaşça ileri ittirdi. Kapı gıcırdayarak açıldı. Yağ kandilini bıraktığı yerden aldı ve açılan odaya girdi.<span id="more-3125"></span></p>
<p>Karanlık odanın tam ortasında bir kişinin üzerine çıkarak bağdaş kurup oturabileceği genişlikte sarı mermerden yapılmış bir oturak duruyordu. Yaşlı adam oturağın solunda duran ikili altın kandil grubuna altın ibrikle getirdiği sarı yağı döktü ve fitillerini soldan sağa doğru sırayla yaktı. Oturağın boş yüzeyine anlamsız gözlerle uzun uzun baktıktan sonra sağındaki dörtlü ve dokuzlu altın kandil gruplarına da yağ doldurduktan sonra hepsini soldan sağa doğru aynı sırayla yaktı.</p>
<p>Gizli oda yanan kandillerin zayıf ışığıyla biraz aydınlandı. Zemin, tavan, duvarlar ışık ve yaşlı adamın keşiş kıyafeti aynı tonda sarıydı. Yaşlı adamın benzi de uzun yıllardan beri yapmış olduğu perhizlerden ve ihtiyarlıktan dolayı sararmıştı. Saçları, kaşları, kirpikleri, bıyık ve sakalı dibinden kesilmiş olduğundan kafası da sarı ışığı yansıtan bir ampul gibi parlıyordu. Oturağın üzerine çıkarak bağdaş kurup oturdu ve tavana baktı. Tavanda bir kabartma vardı. Kabartma resimde güneş, ağzını açarak dünyayı yutan ejderha olarak tasvir edilmişti. Yaşlı adam gözlerini kapattı ve başı yukarıda olmak üzere “2049”un rakamsal toplamı olan on beş gün sürecek meditasyona başladı.</p>
<p>***</p>
<p>21. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra, kısa adı DBB olan “Dünya Barış Birliği” adındaki meditasyon derneği her ülkeden, her toplumdan, her inançtan milyonlarca seçkin üye oluşturarak dünyanın en güçlü örgütü haline gelmişti. Dünyanın tüm ülke başkanları ile bilim insanlarının, din adamlarının, ruhbanların, mistiklerin, sûfilerin, filozofların en meşhurları DBB’nin üyesi olmakla onur duyuyorlardı.</p>
<p>DBB insana ve insanın her türlü barışsal değerlerine saygılı, hoşgörülü ve teşvik edici idi. 2025’ten sonraki dünya barışın evreni olmuştu. Küresel ve yerel tüm terör sona ermiş, ordular ve silahlar minimize edilmişti. Açlık, kıtlık, savaş, sömürge, ırkçılık, kökten dincilik, din düşmanlığı, tedavisi olmayan hastalıklar sorunu yoktu artık. İnsanlık tüm ekonomik gücünü barış ve barışa hizmet eden bilim için harcıyordu.  Sanki yeryüzü cenneti kurulmuştu.</p>
<p>***</p>
<p>On beş gün sonra dünya miladi takvime göre “2049” yılına girecekti. DBB’nin yeryüzündeki milyonlarca üyesi yüksek yerlerdeki meditasyon merkezlerinde on beş günlük inzivaya başlamışlardı. Her gece taç şakralarını ruhsal liderlerinin “Gizli Oda 2049”dan göndereceği zihinsel mesaja açacaklardı. Bu yılın yıllık meditasyonu “konusuz” idi. Üyeler meditasyonda hiçbir şey düşünmeyeceklerdi. Çünkü ruhsal lider “Antima Buddha” ünvanlı yaşlı adam öyle istemişti ve o günlerde her yüzyılda sadece bir kez girilen “Gizli Oda 2049”da olacaktı.</p>
<p>Dünyasal barış DBB lideri Antima Buddha öncülüğünde yapılan toplu meditasyonlar sayesinde gerçekleşmişti. Antima Buddha sadece evrensel barışı düşünüyor ve düşüncesini milyonlarca üyesinin taç şakrasına metafiziksel boyutta klonluyordu. Bu nedenle, üyesi olsun veya olmasın O’na tüm dünya insanlığı sonsuz bir güven ve teslimiyet duygusu geliştirmişti.</p>
<p>***<br />
On beş günlük yıllık meditasyon 2049 yılının ilk saniyelerinde huzur ve sükûnet içinde tamamlandı. Ruhsal Lider Antima Buddha “Gizli Oda 2049”da tavandaki tabloyu milyonlarca üyesinin toplu bilinçaltı boyutuna klonlamıştı. Dünya insanları barış dolu geleceğe doğru bir kez daha yönlendirildiğini zannediyordu. Hâlbuki “Dünyanın Sonu” gelmek üzereydi.</p>
<p>***</p>
<p>2049 haziran gecesinin ilk gününde Avrupa’nın bir ülkesinde dünya ülkeleri başkanları, bilim insanları, dünya din ve inanç önderleri ve DBB Ruhsal Lideri Antima Buddha çok gizli bir toplantıya başladılar. Hava çok soğuk olmasına rağmen herkes âdeta hamamda terliyor gibiydi. Sadece Antima Buddha normaldi.</p>
<p>DBB üyesi olan astronomi ve fizik bölümlerindeki bilim insanları “1 Nisan”da korkunç bir keşifte bulunmuşlardı. Ellerindeki tüm veriler aşağı yukarı birbirini tutuyordu. “Dünyanın Sonu”nun çok yakın olduğunu kesin hesaplarla kanıtlamışlardı.</p>
<p>Bilim insanlarının kesin bulgularına göre, 1 Nisan’dan beri güneşin merkezinde “karadelik” etkisi başlamıştı. Her ay geometrik artış ile büyüyordu. Nisan ve mayıs aylarında güneşin merkezinde ilk hacmine göre “2” kat büyümüştü. Bu artışla haziran sonunda “4”, temmuzda “16”, ağustosta “256”, eylülde “65.536”, ekimde “4.294.967.296”, kasımda “18.446.743.957.745.434.624” katına ulaşacaktı ve birkaç yıl içinde dünya dahil tüm güneş sistemini yutarak yok edecekti.</p>
<p>Başkanlar sürekli birbirlerine ve bilim insanlarına bakıyorlar ve bu korkunç gerçeğin yanlış hesap, yanlış keşif veya “Nisan Şakası” olmasını umuyorlardı. Durum hiç de umdukları gibi değildi. Herkes ve her şey çok ciddi idi, Antima Buddha’nın sırıtan yüzü haricinde.</p>
<p>1Nisan’dan beri dünyada oluşan makro iklim değişimleri ve çıplak gözle dahi görülebilen güneşteki rengin gittikçe solgunlaşması bilim insanlarının keşiflerini onaylıyor gibiydi. Avrupa gibi bir kıtada haziran ayında eksi on derece soğuk görülmüş şey değildi.</p>
<p>***</p>
<p>Normal hesaplamalara göre güneşin ölümüne milyarlarca, dünyanın ölümüne ise yüz milyonlarca yıl vardı. Yani dünyanın kıyameti birkaç yüz milyon yıldan önce kopmayacaktı. Bilimin hesabını Antima Buddha tek başına değiştirmiş, güneşin ve dünyanın kıyametini çok uzun galaktik yıllardan çok çok yakın birkaç yıla, on beş günlük bir meditasyon sürecinde indirivermişti. Neden ve nasıl yapmıştı? Kimse bilmiyordu. Daha doğrusu bu yokoluş sürecini başlatanın yanlarında oturan yaşlı keşiş Antima Buddha olduğunu kimse bilmiyordu. Fakat kendisi çok iyi biliyordu ki tek neden kendisiydi.</p>
<p>***<br />
Seksen yıl kadar önceydi. Beş yaşında iken Buda’nın gerçek reenkarnasyonu olduğu kabul edildi. Kökleri üç bin yıla dayanan gizemli bir ruhsal örgütün keşişleri onu Himalayalardaki gizli “Sarı Tapınak”a götürmüşlerdi. Tam bir Budist eğitimle yetiştirdiler. Kendi aralarında onun “Son Buddha” olduğuna inandılar. Daha sonra, üç bin yıllık gizemli örgüt birden DBB yapısıyla yasallaşarak Antima Buddha’yı medyatik hale getirdiler. İnsanlığın en güvenli ve en barışçı lideri pozisyonuna soktular. Böylece Dalai Lama’ların dahi bilmediği gizemli alternatif “Antima Buddha” dünyanın gündemine oturdu.</p>
<p>***</p>
<p>Antima Buddha gerçek Buda’nın tek ve gerçek enkernasyonunun kendisi olduğuna kendisine inanalardan daha çok inanmıştı. Fakat Tibet Budizmi’nin lideri 16. Dalai Lama’nın kendisini reddederek “Sahte Buda” ilan etmesiyle çileden çıktı. Sahtekârlıkla suçlanmasını hazmedemedi. “Gerçek”, “Tek” ve “Son Buddha” reenkarnasyonunun kendisi olduğunu kanıtlama hırsı onda şizofrenik saplantıya dönüştü.</p>
<p>Şimdi hesaplaşmanın tam vaktiydi. Buda müsveddesi olarak baktığı 16. Dalai Lama, diğer liderlerle birlikte karşısında çaresizlik içinde oturmuş kıyameti bekliyordu.</p>
<p>Gerçek Buda insanların zihinlerine girerek güneşi yok edecek etkiyi yaratabilecek güçte olmalıydı ve o da ta kendisiydi. Zaten bu konuda hiç şüphesi yoktu. Şüphesizliğini 2049 yılında kanıtlamıştı. DBB’ye üye bilim insanlarının bilinç altına “Gizli Oda 2049”un tavanındaki kabartma tabloyu meditasyon tekniğiyle klonlamıştı. Böylece bilim insanlarının bilinçaltı güneşin yok olacağına inandırılmıştı. İnanmış bilinç altlarının toplam güçlerinin etkisiyle güneşin merkezinde bir karadelik yaratılmıştı.</p>
<p>Gizli toplantıda bilimsel bulguların haricinde bir şey konuşulmuyordu. Nihayet Antima Buddha sırıtan yüzüyle sakin sakin farklı bir şey konuşmaya başladı; “Dostlarım! Mâdem ki hepimiz yoktan geldik ve tekrar yok olmaya doğru dönülmez bir yola girdik. Sizlere gerçek “Son Buda” reenkarnasyonu olarak sesleniyorum. Son anlarınızda 2049 yıllık sırrı ifşâ etmek istiyorum” dedi ve hikâyesini baştan sona anlattı.</p>
<p>16. Dalai Lama dışında hiç kimse tepki vermedi. Antima Buddha’nın sözleri Budist bir fantezi ya da birden bunamış birinin saçmalaması olarak değerlendirildi. 16. Dalai Lama’nın yüzündeki üzüntü birden sevince dönüştü.</p>
<p>***</p>
<p>Güneş tepelerin arkasından doğmuş gizli toplantının yapıldığı geniş salonun penceresini aydınlatmaya başlamıştı. 16. Dalai Lama hava çok soğuk olmasına rağmen pencereleri açtı. İçeri Alp dağlarının temiz ve buz gibi havası doldu. Antima Buddha’nın gözünden 16. Dalai Lama’nın yüzündeki ifade değişimi kaçmamıştı. Diğerleriyse hâlâ hiç kimseyle ilgilenmiyorlar, birkaç yıl kalmış ömürlerini korkuyla saniye saniye geriye doğru sayıyorlardı.</p>
<p>16. Dalai Lama mütebessim yüzüyle masaya iki elini koyarak Antima Buddha’ya ve diğerlerine karşı kısa bir konuşma yaptı; “Gerçek Buda bilincine yükselmiş bir ruh ‘Gizli Oda 2049’un tavanında gördüğü senaryoyu gerçekleştirmek için sonsuza kadar susardı. Sen Buda’nın gerçek zihinsel gücünü tanıdın fakat yaptığın işi gevezelik ederek tersine döndürdün. Şu andan itibaren ejderha güneşi kusmaya başladı. Güneşimiz kurtuldu. Daha önce de söylediğim gibi sen gerçek Buda reenkarnasyonu değilsin. Eğer gerçek Buda reenkarnasyonu olsaydın gizemini anlatmazdın… Evet, kardeşlerim. Birkaç ay içinde güneşimiz ve dünyamız eskisinden daha güzel günlere ve yıllara doğru tekrar akmaya başlayacak.”</p>
<p>Şimdi de üzüntü Antima Buddha’nın yüzünü kaplamıştı. Özellikle beyni ateş çukuru gibi kaynayıp karıncalanıyor ve gevezelik ederek yok oluşu varoluşa çevirdiği için kendisini lânetliyordu.</p>
<p>***</p>
<p>İki yıl içinde güneşin solgunlaşan ışığı tekrar parlamıştı. Dünya eskisinden daha barışçıl ve daha güzel bir evreye girmişti. Antima Buddha ve DBB ise nasıl ki birden parladıysa bir anda da unutulmuşlardı.</p>
<p>16. Dalai Lama Hindistandaki mâlikhanesinin penceresinden Tibet’e doğru hasretle bakıyor ve içinden şunları geçiriyordu… Her insan bir kıyamet meleği veya yepyeni bir evren başlatabilme gücüne sahiptir. Yeter ki inansın. Kıyameti başlatmak için “Gizli Oda 2049” gibi gizli mabetlerdeki tasvirlere gerek yoktur. Yapılacak işe inanmak yeterlidir. Antima Buddha inanmış bir kişiydi ama inancı aklın karşısında mağlup oldu.</p>
<p>***</p>
<p>Kıyameti durduran aslında Antima Buddha’nın gevezeliği değildi. 16. Dalai Lama’nın akıl blöfüyle tersine çevrilen Antima Buddha&#8217;nın inanç gücüydü.</p>
<p style="text-align:right;">Kemal Gökdoğan<br />
<a href="http://www.tasavvufdefteri.wordpress.com/">www.tasavvufdefteri.wordpress.com</a><br />
<a href="mailto:kemalgokdogan@gmail.com">kemalgokdogan@gmail.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3125/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3125&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/19/son-buddha/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3c7b2f47c9ec469e65d0126c041db255?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufdefteri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/mistik-kurgu.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">Mistik Kurgu</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Vakti zamanı varmış</title>
		<link>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/16/vakti-zamani-varmis/</link>
		<comments>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/16/vakti-zamani-varmis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 13:26:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufdefteri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemal Gökdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular-Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/?p=3117</guid>
		<description><![CDATA[BİR SORU: Merhaba Kemal ağabey, Belki basit bir konu, üzerinde düşünmeye, kafa yormaya değmez. Çoğu insan hayatında bununla  karşılaşıyordur. Bilir misiniz bazen bir şeyi çok istersin, dualar edersin, çalışır, çabalarsın, bir türlü ulaşamazsın o şeye. Elde edemezsin. Sonra yıllarca, umudu kesersin. Senin için eski önemini kaybeder. O şiddetli isteğini kaybettiğin zaman, istediğin olur. Tabi bundan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3117&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BİR SORU:</strong></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><a href="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3118" title="sorular-cevaplar" src="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg?w=150&#038;h=112" alt="" width="150" height="112" /></a>Merhaba Kemal ağabey,</span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">Belki basit bir konu, üzerinde düşünmeye, kafa yormaya değmez. Çoğu insan hayatında bununla  karşılaşıyordur. Bilir misiniz bazen bir şeyi çok istersin, dualar edersin, çalışır, çabalarsın, bir türlü ulaşamazsın o şeye. Elde edemezsin. Sonra yıllarca, umudu kesersin. Senin için eski önemini kaybeder. O şiddetli isteğini kaybettiğin zaman, istediğin olur. Tabi bundan memnun kalırsın kendi kendine &#8220;vakti zamanı varmış&#8221; dersin. Merak ettiğim: Bu zamanlama neye göre, isteme şiddetinin azalmasının bu konuda bir rolü var mıdır?&#8230;..<span id="more-3117"></span></span></p>
<p><strong>CEVABIMIZ:</strong></p>
<p>Evren; içinde sayısız yay ve dişliler bulunan, enerji ile çalışan mekanik bir saat gibidir. Nasıl ki, yelkovanın bir tık (bir salise, bir saniye, bir dakika) ileri gitmesi saatin tüm parçalarının değişmez fizik yasalarıyla birlikte çalışmasına bağlı ise evrende bir atomun, bir enerji dalgasının da zerre miktar değişimi de tüm evrenin tek bir saat gibi çalışmasının sonucu olarak gerçekleşir.</p>
<p>Siz saatinizin zemberek kolunu bir dakika ileriye veya geriye doğru çevirdiğinizde saatin tüm parçalarına yeni bir yön verirsiniz. Yelkovanın kadranda bir dakika ileriye veya geriye gittiğini görürsünüz. Eğer saatin tüm sistemini devre dışı bırakarak saati bir dakika ileriye veya geriye almak isterseniz, yelkovanı yerinden sökerek sistem bütünlüğünü bozarak istediğiniz zaman çizgisine yerleştirmeniz gerekir.</p>
<p>Bu “özel müdahale”yi saat için yapabilirsiniz fakat evren için yapamazsınız. Evrende hiçbir şeyi evrensel bütünlük sisteminden koparamazsınız. Belki koparıyorsunuz gibi görürsünüz fakat göremediğiniz sistem sizin koparma eyleminizi “koparma” olarak kabul etmez, yeni bir “komut” kabul ederek tüm sistemi yeniden yeni sonuçlara doğru yönlendirir.</p>
<p>Bir örnek daha vereyim…</p>
<p>İnternetten bir markete çok beğendiğiniz ve çok istediğiniz bir adet telefon siparişi verirsiniz ve size “tek bir telefon”un ulaştırılmasını beklersiniz. Fakat sizin sipariş komutunuz tüm interneti, marketin tüm stok, satış, tahsilat, ulaşım vs. vs. vs. sistemlerini harekete geçirir. Motorlu bir kurye telefonu alarak yola çıkar. Kuryenin size doğru gelmesi tüm evrensel doğa yasalarının bir bütün halinde çalışmasına bağlıdır. Motorlu kurye taşıtların sağından solundan hızla geçerken bir kaza yapsa, bu kaza da sizin “komutunuz”un yani isteğinizin bir sonucudur. Veya kurye sağ salim size telefonu getirse siz sadece telefonu getirtmiş olmazsınız. Telefonla birlikte bir motor, bir kurye, bir fatura, bir sözleşme, bir vergi de size ulaşır. Çok şiddetle beğenerek istemiş olduğunuz telefonun size ulaşması sizin isteğinizledir fakat kuryenin size ulaşacağı günü, saati, dakikayı, saniyeyi, saliseyi siz belirleyemezsiniz, evrensel sistemin çalışma bütünlüğü belirler. Daha bitmedi…</p>
<p>Telefonunuza kavuştunuz fakat birkaç gün veya birkaç ay sonra telefonunuza bir yakınızdan bir çağrı düşer. Sizi bir kutlamaya davet eder. Siz de o kutlamaya giderken yolda bir kaza yapabilirsiniz ve “ben bu kazayı yapmak istememiştim” dersiniz. Hâlbuki o kaza telefonu marketten ilk isteme komutunuzun bir getirisidir ve sizin isteğiniz sonucudur. Ya da kutlamaya giderken kaza yapmazsınız da mağaralarla dolu bir yolda mola verirsiniz. Bir mağaraya girersiniz ve bir küp altın bulursunuz. Altınları tesadüfen buldum dersiniz. Hayır, tesadüf değildir, hazine de telefon siparişinizle harekete geçirdiğiniz evrensel sistemin size bir getirisidir.</p>
<p>Evet, her an, en az bir veya birkaç, şiddetli veya şiddetsiz “istekler” kalbimizden ve beynimizden sürekli geçmektedir. Evrene her saniye, her dakika, her saat, her gün, her yıl yüzlerce, binlerce, milyonlarca komutlar yani istekler yağdırmaktayız. Bir isteğimiz önceki veya sonraki bir isteğimizin harekete geçirdiği evrensel oluşumu ya engellemektedir ya da pekiştirmektedir. İsteklerimizdeki gecikmeler veya vaktindelikleri diğer isteklerimiz de belirlemektedir, isteme şiddetine bağlı olmadan.</p>
<p>“Tek bir şey istiyorum, bu kadar karışık anlatmaya gerek yok” diyorsanız bu sadece sizin düşünceniz. Maalesef evren sizin kadar sade düşünmüyor. Sizin isteklerinizi “önemli”, “önemsiz”, “acil”, “yavaş” olarak algılamıyor. Sizin her bir isteğinizin ve her an gerçekleşen sayısız isteklerinizin hepsini sizin beyninizden, kalbinizden, dilinizden çıktığı anda “kesin komut” kabul edip karışık fakat asla karışmayan bir sistemle hemen gerçekleştirme sürecine başlıyor. Sonucu size sizin beklemediğiniz, bilemediğiniz bir zamanda ve isteğinize bağlı olarak gerçekleşen sayısız olay ve olgu ile size geri veriyor. Siz; “ben bunu istemiştim, bunu istememiştim, bu zamanında oldu, bu geç oldu, bu erken oldu, bu oldu, bu olmadı” vs. gibi yorumlarla meşgul oluyorsunuz.</p>
<p>Evrensel sistemi sadece siz harekete geçirmiyorsunuz. Canlı ve cansız diyebileceğimiz tüm birimler her an sayısız isteklerle evrene sürekli komutlar veriyor. Evren hiçbir zerreyi istisna etmeden her isteği hemen işleme alıyor ve sonuca bağlamak için sürekli dalgalanıyor. İsteklerimizdeki gecikmeler veya vaktindelikleri diğer birimlerin de istekleri belirlemektedir, bizim isteme şiddetimize bağımlı olmadan.</p>
<p>Evrensel sistemin asla karışmayan sonsuz karışık sisteminden ürken sûfiler “hiçbir şey istememek”i istemeyi denerler. Fakat evrensel sistem “hiçbir şey istememeyi” de “istek” kabul edip o sûfînin başına her türlü çorabı örmeye başlar. “İstememeyi” dahi “istediği” için onu bin pişman eder.</p>
<p>Evrensel sistemin bu gerçeği karşısında istediğini istediği anda oluşturabilmek Rasullerin, Nebîlerin ve velîlerin dahi güç ve imkânı dışındadır. Belki birkaç mucize, birkaç keramet göze çarpar ama göze çarpması gereken asıl mucizeleri ve asıl kerametleri onların dahi evrensel sistem karşısında evrensel sistemin gereğini sonuna kadar yaşamış olmalarıdır.</p>
<p>Rasulullah “İSLÂM”ı anlatabilmek isteği için yaklaşık yirmi beş yıl uğraşmış, pek az mutluluklar yaşamış, başına ve sevdiklerinin başına ise hiç istemediği (???) binlerce çok acı olaylar gelmiştir. Hiç istemediği olaylar (???) O’nun İslâm’ı tebliğ isteğinden doğmamış mıdır?</p>
<p>Dua ve istek söz konusu olunca halkımız hemen “her şeyin hayırlısını isteyelim, Allah hayırlıysa versin, hayırsızsa vermesin” der. Der demesine fakat “her şeyin hayırlısını istemek” aynı anda hayırlı olarak kabul edemeyeceğimiz binlerce hayırsız (???) olayın oluşturulma komutunu evrene vermekten başka nedir ki?</p>
<p>Sonuç olarak…</p>
<p>Evrenin zaman anlayışında “vaktinden önce”, “vaktinde”, “vaktinden sonra” diye bir şey yok. Evrensel sistem ve evrensel zamanda “her şey tam vaktinde”dir. Biz beğensek de beğenmesek de.</p>
<p>Evrenin isteklerimizi “şiddetli istek”, “şiddetsiz istek”, “şiddeti geçmiş istek” vs. gibi kategorilere ayırma gibi bir mantığı yok. Evren şiddetli veya şiddetsiz tüm istekleri sadece “istek” olarak işleme alır. Biz beğensek de beğenmesek de. (“İstemekte ısrar edin” tavsiyesi isteği çabuklaştırmak veya oluşturmak için değildir, aynı isteği birden çok tekrarlamak ve getirisini çoğaltmak içindir.)</p>
<p>Evrenin istekleri gerçekleştirme düşüncesinde “hayırlı” veya “hayırsız” ayrımı da yok, evrene göre her şey “yerli yerinde”. Biz beğensek de beğenmesek de.</p>
<p>İstekler ve gerçekleşme sistemini ve zamanını ben biraz karışık anlattım, aslında sistem çok çok daha karışık fakat karışmayan yapıda. Gerisini siz düşünün, çok çok daha karışık olup da hiç karışmayan evrensel yapı bütünselliğinin derinliklerine kendiniz inmeye çalışın. Çünkü benim de kafam karışık, tevazu söylemi değil, gerçekten, ben de bu zamansallık paradoksunu çözebilecek kabiliyette değilim.</p>
<p style="text-align:right;">Kemal Gökdoğan<br />
<a href="http://www.tasavvufdefteri.wordpress.com/">www.tasavvufdefteri.wordpress.com</a><br />
<a href="mailto:kemalgokdogan@gmail.com">kemalgokdogan@gmail.com</a></p>
<p style="text-align:left;"><strong>NOT:</strong></p>
<p>Bir kardeşimiz samimi bir dil ile şu mesajı göndermiş:</p>
<p><em>“… Kemal bey ben de tam bugün bu olgu içindeydim. İşe gireceğim iş olmuyor. Hastaneye gideceğim sigortam yok. İşe başlarsam sigortam olacak o da buna bağlı. Sonra evde duruyorum net bozuk. İlim öğreneceğim o olmuyor. Dua ediyorum, o kadar diyorum neden diye düşünüyordum. Yazıyı okudum ama biraz daha açıklar mısınız ben bir yerde hata mı yaptım diyordum.”</em></p>
<p><strong>Mesaja aşağıdaki cevabı verdim ve dostlarla paylaşmanın faydalı olacağını düşündüm:</strong></p>
<p>Evrensel sistem çok karışıktır ama bizim yaşamımız çok basittir. Yaşam ve dünya koşulları neyi gerektiriyorsa onu yapmamız yeterlidir. Bir iş olmuyorsa hemen başka bir iş aramalıyız. Bulduğumuz işte sabretmeliyiz. İyi çalışmalıyız ki sigortamız başlatılsın ve tam yatırılsın.</p>
<p>İlim öğrenmek için önce dünyasal işlerimizi yoluna koymalıyız ve boş vakitlerimizde ilim öğrenmeye çalışmalıyız. İşimiz, gelirimiz, sigortamız yani sosyal güvencemiz yokken ilim öğrenmek çok zor olur.</p>
<p>Sizin herhangi bir yerde hata yaptığınızı söylemek çok zor. Zahiri şartları yerine getirmeye devam edin, istediğiniz şeyler kolaylıkla oluşacaktır.</p>
<p>Evet gördüğünüz gibi evrensel sistem çok karışık fakat bizim yaşamımız çok basit ve sade. Benim bahsettiğim şeyler evrensel sistemin işleyişi hakkında sadece kişisel yorumumdur. Kişisel yorumumu pratik yaşamda çok fazla dikkate almayın.</p>
<p>Selam ve saygılar</p>
<p>K.G.</p>
<p>&nbsp;</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3117/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3117&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/16/vakti-zamani-varmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3c7b2f47c9ec469e65d0126c041db255?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufdefteri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2012/01/sorular-cevaplar.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">sorular-cevaplar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Rasulullah Hakaret Eder Mi?</title>
		<link>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/13/rasulullah-hakaret-eder-mi/</link>
		<comments>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/13/rasulullah-hakaret-eder-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 19:17:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufdefteri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemal Gökdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular-Cevaplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/?p=3107</guid>
		<description><![CDATA[BİR DOST SORMUŞ: Sarımsak konulu bir yazıdan alıntı : Ömer bin Hattab’dan (radıyallahu anh): “Ben mescidde, Rasûlullah’ı soğan ve sarımsak kokusunu aldığı bir kimseyi, mescidden çıkarılmasını emrederken gördüm. Bu adam, Bâki kabristanlığına kadar mescidden zaklaştırılmıştı.” (Müslim). Bu hadis sizce doğru mudur.Resulullah böyle bir şey yapar mı?Resuller böyle yapar mı ? Birini bir toplumdan bu şekilde [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3107&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BİR DOST SORMUŞ:</strong></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><a href="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2010/11/sorular.jpg"><img class="alignleft  wp-image-1536" title="sorular" src="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2010/11/sorular.jpg?w=123&#038;h=120" alt="" width="123" height="120" /></a>Sarımsak konulu bir yazıdan alıntı : <strong><em>Ömer bin Hattab’dan (radıyallahu anh): “Ben mescidde, Rasûlullah’ı soğan ve sarımsak kokusunu aldığı bir kimseyi, mescidden çıkarılmasını emrederken gördüm. Bu adam, Bâki kabristanlığına kadar mescidden zaklaştırılmıştı.” (Müslim).</em></strong> Bu hadis sizce doğru mudur.Resulullah böyle bir şey yapar mı?Resuller böyle yapar mı ? Birini bir toplumdan bu şekilde uzaklaştırır mı?<span id="more-3107"></span> Bu konuda bir bilginiz var mıdır ? Sevgilerle.</span></p>
<p><strong>CEVABIMIZ:</strong></p>
<p>Rasulullah’ın sarımsağın-soğanın kendisine veya kokularına karşı bir tepkisi ve tiksintisi olduğunu zannetmiyorum. Rasulullah’ın tepkisi, olsa olsa, ağzındaki rahatsız edici kokuyla başkalarına rahatsızlık vermek eylemine karşıdır.</p>
<p>Sarımsak/soğan yemiş insanın ağzından çıkan &#8220;rahatsız edici koku&#8221;yu Rasulullah&#8217;ın sevmediği hakkında hiç bir hadis rivayeti olmasa dahi öyle olduğunu tereddütsüz kabul ederim. Rasulullah sadece sarımsak-soğan kokusu değil &#8220;rahatsız edici&#8221; tüm kötü kokuları sevmeyecek bir hassasiyettedir. Buna alkol, sigara, ayak, çorap, amonyak-mentol katkılı parfümler, ağır hacı yağları, fırçalanmamış diş, yellenmek, genirmek vb. yollarla insanlara her çağda eziyet veren tüm kötü kokuları da dahil edebiliriz.</p>
<p>Bahsettiğiniz yazının tamamında, ağzındaki kötü kokusu nedeniyle sert muameleye tabi tutularak mescitten çıkarılan adamın durumu sizin gibi benim de dikkatimi çekti. Bana da, ilk anda, bu rivayet zayıf veya abartılı gibi geldi.  Fakat biraz düşündüm, gerçek yönü de olabilir mi dedim ve kendimi daha geniş yorumlar getirmeye zorladım.</p>
<p>Bizim için bu çağda mescitteki bir adama “sarımsak kokuyorsun, haydi yallah dışarı” diye bağırmak o adama çok ağır bir hakaret olarak kabul edilir. Adamın kalbi, gururu kırılır. Daha sessiz ve daha nazik uyarı yapmak bu çağa daha uygundur.</p>
<p>Bin beş yüz yıl öncesinin Arabistan’ında bir adama “Sen kötü kokuyorsun, haydi yallah dışarı” deyip bir yere kadar götürüp bırakmak belki de o çağ için hakaret kabul edilmiyor olabilir. Belki de o adam kendisinin sert şekilde uyarıldığından memnun olmuştur. Belki de sert uyarı için memnun olup teşekkür dahi etmiştir ve bir daha aynı hataya düşmemiştir. Bu tür uyarılar o çağ için hem uyaranın hem uyarılanın gayet mert ve medenî karaktere sahip olduğunu gösteriyor olabilir. Bilmiyorum, olayın iç yüzü nedir? Ben böyle düşünmek istiyorum.</p>
<p>Bizler de, keşke, hatamızı yüzümüze karşı mertçe ve sertçe söyleyenlere karşı o Arabî gibi medeni ve mert bir davranış gösterebilsek, uyarıyı bize yapılmış bir iltifat ve bir iyilik kabul edebilsek.</p>
<p>Çağlara ve toplumlara göre standart kültür kalıpları yoktur. Her olayı içinde bulunduğu çağ ve topluma göre düşünmeliyiz. Hatta aynı çağ ve aynı toplum içinde farklı çevrelerde dahi kültürel davranışlar çok farklı anlaşılabiliyor. Örneğin…</p>
<p>Bizim yöremizde misafir gelince veya misafirliğe gidilince sofradakileri silip süpürmek ve gerisini istemek çok büyük bir iltifattır. Ev sahibi de memnun olur misafir de memnun olur. Ve ziyafet sonunda ev sahibi misafirine diş kirası olarak altın, para, vb. bir hediye dahi sunar. Az yemek, tabakta artık bırakmak, mızmızlanmak ev sahibine çok büyük hakaret kabul edilir. Ev sahibi tok dahi olsa açmış gibi misafirle birlikte ve misafirden daha fazla yemek yer ki misafir daha çok ve daha rahat yesin.</p>
<p>Bizim evde de aynı kültür vardı. Ben bu kültürle İstanbul’a gittim. Üniversite öğrenciliğimin ilk yıllarında misafirliğe gittiğim yerlerde sofrada önüme konulan her şeyi silip süpürüyordum. Ve iltifat olsun diye gerisi var ise biraz daha alabileceğimi söylüyordum. Tabakları da öyle bir sünnetliyordum ki (temizliyordum ki) yıkamaya gerek kalmıyordu. Bir müddet sonra, İstanbul kültürüyle yetişmiş bir akrabamdan fırçayı yedim. Meğerki İstanbul kültüründe az yemek, tabağın içinde bir miktar artık yemek bırakmak, ilâveyi “Ay çok doydum patlamak üzereyim” diyerek reddetmek nezaketmiş. (İstanbul kültürünü de tek model kabul edemeyiz ama baskın kültürü genelleme yapabiliriz)</p>
<p>Ben İstanbul kültürüne bir türlü ısınamadım ama gittiğim yerlerde bir daha akrabamı mahcub etmedim. Bu örneğe göre düşünürsek…</p>
<p>Hadis rivayetlerinde okuduğumuz bazı şeyleri bizim şimdiki kültürümüze, medeniyetimize, nezaket ve hakaret anlayışımıza uymuyor diye peşin peşin reddetmek de doğru değildir. Hadis rivayetlerinde bahsedilen ve bize ters düşebilen bazı olaylara sosyokültürel açıdan daha geniş bakmamız gerekiyor.</p>
<p>Selam, sevgi ve saygılar</p>
<p>NOT:<br />
Dr. Güçlü Ildız’ın “Sarımsak” yazısını “<a href="http://www.sufizmveinsan.com/konuk/sarimsak.html">buraya tıklayıp</a>” okuyabilirsiniz.</p>
<p style="text-align:right;">Kemal Gökdoğan<br />
<a href="http://www.tasavvufdefteri.wordpress.com/">www.tasavvufdefteri.wordpress.com</a><br />
<a href="mailto:kemalgokdogan@gmail.com">kemalgokdogan@gmail.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3107/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3107&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/13/rasulullah-hakaret-eder-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3c7b2f47c9ec469e65d0126c041db255?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufdefteri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2010/11/sorular.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">sorular</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>CEVAPSIZ SORULAR SORUSUZ CEVAPLAR</title>
		<link>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/07/cevapsiz-sorular-sorusuz-cevaplar/</link>
		<comments>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/07/cevapsiz-sorular-sorusuz-cevaplar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 16:22:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufdefteri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemal Gökdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Şiirler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/?p=3096</guid>
		<description><![CDATA[bilmeceler bulmacalar cevapsız sorular varlıklar yokluklar sorusuz cevaplar nedir tüm bunlar bilemedim eli boş geldim bu âleme eli boş gidiyorum meçhûle ben . benlikte seni mi düşünüyorum seni düşünmeyi mi düşünüyorum ne yapsam bu müthiş bilmeceyi çözemiyorum seni düşünmeyi mi düşünüyorum seni mi düşünüyorum benlikte senlikte seni mi seviyorum seni sevmeyi mi seviyorum neyi sevdiğimi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3096&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><a href="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2009/11/imagesca3axgko.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1038" title="üzgünüm" src="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2009/11/imagesca3axgko.jpg?w=500" alt=""   /></a></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">bilmeceler bulmacalar cevapsız sorular</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">varlıklar yokluklar sorusuz cevaplar</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">nedir tüm bunlar bilemedim</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">eli boş geldim bu âleme</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">eli boş gidiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">meçhûle</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ben</span></strong></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">.</span></strong></p>
<p><span id="more-3096"></span></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">benlikte</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni mi düşünüyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni düşünmeyi mi düşünüyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ne yapsam bu müthiş bilmeceyi çözemiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni düşünmeyi mi düşünüyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni mi düşünüyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">benlikte</span></strong></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">senlikte</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni mi seviyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni sevmeyi mi seviyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">neyi sevdiğimi hiç mi hiç bilemiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni sevmeyi mi seviyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni mi seviyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">senlikte</span></strong></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">varlıkta</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sen mi varsın ben mi </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">hem sen hem de ben mi varım</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">varlık kapısındaki genişlikte kavrayamıyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">hem sen hem de ben mi varım</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sen mi varsın ben mi </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">varlıkta</span></strong></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">yoklukta</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sen mi yoksun ben mi </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">hem sen hem de ben mi yokum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">yokluk vadisindeki darlıkta anlayamıyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">hem sen hem de ben mi yokum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sen mi yoksun ben mi</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">yoklukta</span></strong></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">sessizlikte</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sen suskun ben suskun</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ezelden ebede ne bir ses ne bir nefes</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">neredesin sen  neredeyim ben  bulamıyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ezelden ebede ne bir ses ne bir nefes</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sen suskun ben suskun</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sessizlikte</span></strong></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">sensizlikte</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">senden  gelen yollar açık</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">benden sana giden  yollar açık</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">nereden nereye gideceğimi sezemiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">benden sana giden  yollar açık</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">senden  gelen yollar açık</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sensizlikte</span></strong></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">bensizlikte</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">gerçek sen isen ben neyim</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sadece gerçek ben isem sen nesin</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">gerçekler denklemini sadeleştiremiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sadece gerçek ben isem sen nesin</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">gerçek sen isen ben neyim</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">bensizlikte</span></strong></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">bilmeceler bulmacalar cevapsız sorular</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">varlıklar yokluklar sorusuz cevaplar</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">nedir tüm bunlar bilemedim</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">eli boş geldim bu âleme</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">eli boş gidiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">meçhûle</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ben</span></strong></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">Kemal Gökdoğan</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;"><a href="http://www.tasavvufdefteri.wordpress.com/"><span style="color:#c0c0c0;">www.tasavvufdefteri.wordpress.com</span></a></span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;"><a href="mailto:kemalgokdogan@gmail.com"><span style="color:#c0c0c0;">kemalgokdogan@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">bilmeceler bulmacalar cevapsız sorular</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">varlıklar yokluklar sorusuz cevaplar</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">nedir tüm bunlar bilemedim</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">eli boş geldim bu âleme</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">eli boş gidiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">meçhûle</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ben</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">benlikte</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni mi düşünüyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni düşünmeyi mi düşünüyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ne yapsam bu müthiş bilmeceyi çözemiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni düşünmeyi mi düşünüyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni mi düşünüyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">benlikte</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">senlikte</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni mi seviyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni sevmeyi mi seviyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">neyi sevdiğimi hiç mi hiç bilemiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni sevmeyi mi seviyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">seni mi seviyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">senlikte</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">varlıkta</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sen mi varsın ben mi </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">hem sen hem de ben mi varım</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">varlık kapısındaki genişlikte kavrayamıyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">hem sen hem de ben mi varım</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sen mi varsın ben mi </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">varlıkta</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">yoklukta</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sen mi yoksun ben mi </span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">hem sen hem de ben mi yokum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">yokluk vadisindeki darlıkta anlayamıyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">hem sen hem de ben mi yokum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sen mi yoksun ben mi</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">yoklukta</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">sessizlikte</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sen suskun ben suskun</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ezelden ebede ne bir ses ne bir nefes</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">neredesin sen  neredeyim ben  bulamıyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ezelden ebede ne bir ses ne bir nefes</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sen suskun ben suskun</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sessizlikte</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">sensizlikte</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">senden  gelen yollar açık</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">benden sana giden  yollar açık</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">nereden nereye gideceğimi sezemiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">benden sana giden  yollar açık</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">senden  gelen yollar açık</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sensizlikte</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">bensizlikte</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">gerçek sen isen ben neyim</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sadece gerçek ben isem sen nesin</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">gerçekler denklemini sadeleştiremiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">sadece gerçek ben isem sen nesin</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">gerçek sen isen ben neyim</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">bensizlikte</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">bilmeceler bulmacalar cevapsız sorular</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">varlıklar yokluklar sorusuz cevaplar</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">nedir tüm bunlar bilemedim</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">eli boş geldim bu âleme</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">eli boş gidiyorum</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">meçhûle</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;">ben</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#c0c0c0;">Kemal Gökdoğan</span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;"><a href="http://www.tasavvufdefteri.wordpress.com/"><span style="color:#c0c0c0;">www.tasavvufdefteri.wordpress.com</span></a></span></strong><br />
<strong><span style="color:#c0c0c0;"><a href="mailto:kemalgokdogan@gmail.com"><span style="color:#c0c0c0;">kemalgokdogan@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><strong>bilmeceler bulmacalar cevapsız sorular</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>varlıklar yokluklar sorusuz cevaplar</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>nedir tüm bunlar bilemedim</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>eli boş geldim bu âleme</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>eli boş gidiyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>meçhûle</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>ben</strong></span></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><strong>benlikte</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>seni mi düşünüyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>seni düşünmeyi mi düşünüyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>ne yapsam bu müthiş bilmeceyi çözemiyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>seni düşünmeyi mi düşünüyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>seni mi düşünüyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>benlikte</strong></span></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><strong>senlikte</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>seni mi seviyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>seni sevmeyi mi seviyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>neyi sevdiğimi hiç mi hiç bilemiyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>seni sevmeyi mi seviyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>seni mi seviyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>senlikte</strong></span></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><strong>varlıkta</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>sen mi varsın ben mi </strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>hem sen hem de ben mi varım</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>varlık kapısındaki genişlikte kavrayamıyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>hem sen hem de ben mi varım</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>sen mi varsın ben mi </strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>varlıkta</strong></span></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><strong>yoklukta</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>sen mi yoksun ben mi </strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>hem sen hem de ben mi yokum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>yokluk vadisindeki darlıkta anlayamıyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>hem sen hem de ben mi yokum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>sen mi yoksun ben mi</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>yoklukta</strong></span></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><strong>sessizlikte</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>sen suskun ben suskun</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>ezelden ebede ne bir ses ne bir nefes</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>neredesin sen  neredeyim ben  bulamıyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>ezelden ebede ne bir ses ne bir nefes</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>sen suskun ben suskun</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>sessizlikte</strong></span></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><strong>sensizlikte</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>senden  gelen yollar açık</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>benden sana giden  yollar açık</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>nereden nereye gideceğimi sezemiyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>benden sana giden  yollar açık</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>senden  gelen yollar açık</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>sensizlikte</strong></span></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><strong>bensizlikte</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>gerçek sen isen ben neyim</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>sadece gerçek ben isem sen nesin</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>gerçekler denklemini sadeleştiremiyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>sadece gerçek ben isem sen nesin</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>gerçek sen isen ben neyim</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>bensizlikte</strong></span></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><strong>bilmeceler bulmacalar cevapsız sorular</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>varlıklar yokluklar sorusuz cevaplar</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>nedir tüm bunlar bilemedim</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>eli boş geldim bu âleme</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>eli boş gidiyorum</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>meçhûle</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>ben</strong></span></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><strong>Kemal Gökdoğan</strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong><a href="http://www.tasavvufdefteri.wordpress.com/"><span style="color:#c0c0c0;">www.tasavvufdefteri.wordpress.com</span></a></strong></span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong><a href="mailto:kemalgokdogan@gmail.com"><span style="color:#c0c0c0;">kemalgokdogan@gmail.com</span></a></strong></span></p>
<p style="text-align:left;"> </p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3096/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3096&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/07/cevapsiz-sorular-sorusuz-cevaplar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3c7b2f47c9ec469e65d0126c041db255?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufdefteri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2009/11/imagesca3axgko.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">üzgünüm</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Salavat</title>
		<link>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/04/salavat/</link>
		<comments>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/04/salavat/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2012 15:34:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufdefteri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemal Gökdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Sorular-Cevaplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufdefteri.wordpress.com/?p=3086</guid>
		<description><![CDATA[Bir kaç gündür aklıma takılan bir konu var: Salavatlar&#8230;Hz. Muhammed (sas) kendisine salavat getirilmesini istiyor çeşitli hadislerde.(Adı anıldığında selam göndermeyenin cimriliğinden, burnunun sürtülmesinden vs.). Ben salavatın hesabında değilim tabiki. O&#8217;na selam gönderebilmek benim için şeref. O en yüce insan , Allahın habibi, ümmeti ümmeti diyen kişi,&#8230;&#8230;Merak ettiğim: salavat bize bu dünya ve öbür dünyada nasıl [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3086&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#ff0000;">Bir kaç gündür aklıma takılan bir konu var: Salavatlar&#8230;Hz. Muhammed (sas) kendisine salavat getirilmesini istiyor çeşitli <a href="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2010/11/sorular1.jpg"><span style="color:#ff0000;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1538" title="sorular" src="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2010/11/sorular1.jpg?w=150&#038;h=121" alt="" width="150" height="121" /></span></a>hadislerde.(Adı anıldığında selam göndermeyenin cimriliğinden, burnunun sürtülmesinden vs.). Ben salavatın hesabında değilim tabiki. O&#8217;na selam gönderebilmek benim için şeref. O en yüce insan , Allahın habibi, ümmeti ümmeti diyen kişi,&#8230;&#8230;Merak ettiğim: salavat bize bu dünya ve öbür dünyada nasıl bir fayda sağlıyor? Bu salavat nitelindeki kelimelerin beynimizde nasıl bir açılım yapması bekleniyor? Kesin, net, bir cevap tabiki beklemiyorum ama bu konuda fikirlerinizi, yorumlarınızı okumayı çok isterim.<span id="more-3086"></span> Teşekkürler.</span> [BİR KARDEŞİMİZİN SORUSU]</p>
<p>CEVABIMIZ:</p>
<p>Salavat Arapçada “dua” demektir. Rasulullah’a salavatın şöyle bir genel anlamı vardır. O’nun adını (Ahmed, Mahmud, Muhammed gibi) veya sıfatlarını (Rasulullah, Nabiyullah) veya lâkablarını/künyesini (Muhammed el-emin, Ebul Kasım gibi) duyunca “Allah’ım hayır ve iyiliklerin O’nun üzerine olmasını diliyorum”</p>
<p>Birisinin diğeri için yaptığı her dua salavat kapsamındadır ancak salavat kavramı geleneksel olarak sadece Rasulullah’a özgülenerek neredeyse “altıncı farz” gibi bir şeye dönüşmüştür. Bu dönüşümü de sağlamak için de Rasulullah’a ait olup olmayacağı asla bilinemeyecek olan pek çok hadis rivayet edilmiş veya uydurulmuştur.</p>
<p>Rasullüğün Nebîliğin en büyük özelliklerinden birisi dillerinden ve gönüllerinden dost veya düşman hiç mi hiç kimseye, hiç mi hiçbir topluma, hiç mi hiçbir inanca karşı BEDDUA etmemeleridir. Bu esasa göre, bana dua etmeyenin burnu sürtülsün tarzındaki bir rivayetin Allah Rasulü Muhammed Mustatafa’ya atfedilmesini ben asla ve asla kabul etmiyorum. Kur’an okunduğu zaman görülecektir ki Hz. Muhammed’den önceki Rasullerin Nebîlerin kavimlerine karşı BEDDUALARI yani salavatın tersi olan kötü duaları vardır ve kavimler o beddua üzerine helak edilmiştir. Hz. Muhammed a.s. ise BEDDUA etmemiştir ve tüm beddua rivayetleri bana göre anlamsızdır.</p>
<p>Bu durumda “Muhammed” veya daha başka ismini, sıfatını, lâkabını, ünvanını vb. duyunca alel acele allahummesallialaseyyidina vs. vb. hızlı tekerlemeler getirmek çok gereksizdir. Fakat halkımız salavat getirmenin güzel bir şey olduğuna inanmış bu nedenle salavat getirmeye de karşı değilim. Ben O’nun ismini duyduğum zaman genellikle salavat tekerlemeleri yapmam. Çünkü…</p>
<p>O’nun benim getireceğim salavat tekerlemelerine ihtiyacı yok. Benim O’nun İLMİNİ ve HÂLİNİ öğrenmeye ihtiyacım var. O’ndan bir harf İLİM öğrenmeyi O’na trilyonlarca salavat getirmeye tercih ederim. O’nun tüm ömrü boyunca gıybetsiz HÂLİNİ bir gün yaşamak için her şeyimi verirdim.</p>
<p>Salavat getirmenin en büyük getirisi şu olabilir…</p>
<p>Biz insanlar din ve dünya bilgilerimizi en evvel çevremizden duyarak öğreniyoruz. “Muhammed” isminin duyulduğu yerde çocuklar veya  gençler oradaki büyüklerin salavatlar getirdiğini ellerini yüzlerine sürdüklerini görüyorlar. Ve o ismin sahibine karşı bilinçaltlarında ve düşüncelerinde bir merak ve ilgi uyanıyor. “Muhammed” isminin sahibini araştırmaya ve ‘Onu tanımaya çalışıyorlar. Bunu bir fayda olarak kabul edebiliriz.</p>
<p>Sufilerin çok bilinçli olarak veya vatandaşların zikir niyetiyle okudukları salavatların beyinde bazı açılımlar yaptığı söyleniyor. Bu söylem bir düşüncedir, bir yorumdur. Beyinde açılım yapar veya yapmaz demek de bir yorum olacaktır. Bu nedenle beyin/bilinç/kalp üzerinde şu etkisi vardır veya yoktur diyemeyeceğim çünkü bilmiyorum.</p>
<p>Bildiğim şeyi söyleyebilirim. Salavatı zikir sistemiyle okuyanların beyni o isme karşı ilgi duyar. İlgi duyar ama duyduğu ilginin içini o ismin sahibinin ilmi ve hâli ile doldurmak gerekir. Bu doldurum yapılmıyorsa bilgisayara salavat CD’sini takarak gece gündüz bilgisayara salavat okutmaktan farkı kalmaz. Salavat çeken bilgisayara o salavatın ne kadar faydası oluyorsa ne kadar açılımı oluyorsa sadece salavat çeken fakat içini doldurmayan insana da o kadar faydası olur.</p>
<p>Bize bu dünyada ve öbür dünyada faydası olacak şeyler bellidir onların içinde de salavat getirmek yoktur.</p>
<p>Bize her iki âlemde faydası olacak şeyleri aşağıdaki alıntıdan okuyabiliriz:</p>
<p><em>SUAL:</em><br />
<em>Ölü adına yapılan hayırların ve okunan surelerin ölüye fayda vereceğini ayet ve hadislerle açıklar mısınız?</em></p>
<p><em>CEVAP/ Sorularla İslamiyet:</em><br />
<em>Hayatta iken yaptıklarının, vefatından sonra kişinin kendisine ulaşacağını ifade ve hayatta iken hayır yapmaya teşvik eden pek çok hadis-i şerif vardır.(1) Peygamber Efendimiz (s.a.v)</em></p>
<p><em>&#8220;İnsan ölünce (salih) ameli kesilir. Ancak üç amel (in sevabı) kesilmez: Sadaka-i câriye (kamuya yararlı sadaka), faydalanılan bir ilim ve arkasında kendisine dua edecek hayırlı bir çocuk bırakmak”(2) buyurarak buna işaret etmiştir. Ebû Hureyre&#8217;den rivâyet edilen hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) amellerin sayısını (sadaka-i cariyeyi tafsil etmek suretiyle) çoğaltarak:</em></p>
<p><em>&#8220;Mü&#8217;min&#8217;e ölümünden sonra amel ve hasenatından ulaşacak şey: Öğretip yaydığı ilim, bıraktığı salih evlat, miras bıraktığı Mushaf, yaptığı mescit, yolcu için yaptığı ev, akıttığı ırmak ve sağlığında malından verdiği sadakadır.&#8221;(3) buyurmuşlardır.</em></p>
<p><em>Başka bir hadisin ifadesiyle;</em></p>
<p><em>&#8220;Ölüyü (mezara kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri bâki kalır: ailesi ve malı geri döner, ameli kendisiyle bâki kalır.(4)</em></p>
<p><em>Bu ve benzeri (5) hadis-i şeriflerden de anlaşılacağı üzere insan, dünyada iken kendisinin yaptığı veya başkalarının yapmasına vesile olduğu amellerden istifade edecektir. Zaten bunda alimler de ittifak etmişlerdir.(6) Fakat kişinin ölümünden sonra başkalarının kendisi için yapacakları iyi işlerin sevabının veya bunlardan hangisinin ulaşıp ulaşmayacağı konusunda ihtilaf edilmiştir.</em></p>
<p><em>Mu&#8217;tezile mezhebi, ölüye dirilerin yaptıkları hiç bir şeyin fayda vermeyeceğini iddia eder.(7) Onlar iddialarına delil olarak da</em></p>
<p><em>&#8220;İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur.&#8221;(8)</em></p>
<p><em>&#8220;Siz, ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.&#8221;(9)</em></p>
<p><em>&#8220;Herkesin kazandığı hayrın sevabı kendine, yaptığı fenalığının zararı da yine kendinedir.”(10) gibi ayetleri gösterirler.</em> [tamamını bağlantıdan okuyabilirsiniz]</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/14371/olu-adina-yapilan-hayirlarin-ve-okunan-surelerin-oluye-fayda-verecegini-ayet-ve-hadislerle-aciklar-misiniz.html">http://www.sorularlaislamiyet.com/article/14371/olu-adina-yapilan-hayirlarin-ve-okunan-surelerin-oluye-fayda-verecegini-ayet-ve-hadislerle-aciklar-misiniz.html</a></p>
<p style="text-align:right;">Kemal Gökdoğan<br />
<a href="http://www.tasavvufdefteri.wordpress.com">www.tasavvufdefteri.wordpress.com</a><br />
<a href="mailto:kemalgokdogan@gmail.com">kemalgokdogan@gmail.com</a></p>
<p style="text-align:left;">
<p style="text-align:left;"> <span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/04/salavat/"><img src="http://img.youtube.com/vi/B1JmfzuQr8I/2.jpg" alt="" /></a></span></p>
<p style="text-align:left;"> </p>
<p style="text-align:left;"> </p>
<p style="text-align:left;"> </p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufdefteri.wordpress.com/3086/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufdefteri.wordpress.com&amp;blog=6531355&amp;post=3086&amp;subd=tasavvufdefteri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2012/01/04/salavat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3c7b2f47c9ec469e65d0126c041db255?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufdefteri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufdefteri.files.wordpress.com/2010/11/sorular1.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">sorular</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
