Yaratıldık mı?

”Merhaba Kemal bey.

Açıkçası ben şimdiye kadar ortalıkta dolaşan yaratılış ile ilgili tutarlı bir teoriye rastlamadım. Zaten yaratılış ile ilgili hikâyelerin çoğu başka toplumlardan bize geçen hikâyelerdir.

Bizim kendimizin ürettiği akıl ve mantık çerçevesinden kabul edebileceğimiz bir teorimiz yok.

Ben Kur’an da herhangi bir yerde Havva bir kadına rastlamadım, nerden çıktı bu kadın.

Bu kadar darmadağınık olmuş yaratılış hikâyelerinden çok daha aydınlatıcıdır evrim, bana göre.

Fikriniz nedir bu konuda. Teşekkürler” (BİR DOSTUN SORU VE PAYLAŞIMI)

CEVABIMIZ:

Değerli Dost

Nasıl ki “ilim ve bilim”, “özgürlük ve barış”, “din ve vicdan serbestisi” gibi “evrensel insanlık değerleri” hiçbir ırk ve toplumun, hiçbir devletin, hiçbir medeniyetin patentli malı değil de “tüm insanlığın” ortak kültürü ise…

Yaratılış destanları, hikâyeleri, teorileri de “bize göre”; ister tutarlı isterse tutarsız olsun tüm insanlığın ortak kültürüdür.

Türk kültüründe de dünyanın ve insanın yaratılışını anlatan YARATILIŞ VE TÜREYİŞ DESTANLARI vardır. 1970’li yıllarda ilkokulda iken “Ülkü Ocakları”na giderdim ve kütüphanesindeki Oğuz Kağan Destanı, Yaratılış ve Türeyiş Destanı, Manas Destanı, Ergenekon Destanı, Dede Korkut Hikâyeleri gibi çocuksu ilgilerimi okumakla tatmin ederdim. İşte o destanlardan bir özet:

(…)Yaratılış destanı, Türklerin Altay-Yakut zamanında çıkan bir destandır. Ayrıca ilk Türk destanlarından olma özelliğine de sahiptir. Asya kıtasının çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk boyları ve Altay Türkleri arasında söylenmektedir. Türk destanları arasında en eskisidir. Radloff tarafından saptanıp yazıya geçirilmiştir. Kahramanlarının olağanüstü eylemlerini coşkulu, törensel bir üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden oluşan manzum yapıtlardır. Bilinen en eski edebiyat türlerinden biridir. Altay Dağları’nda söylenen yaratılış ve türeyiş destanları, değil yalnız Türklerin; bütün Orta Asya ile Sibirya’nın bile, en gelişmiş ve üzerinde ilgi ile durulan Türk mitolojisi verileridir.

Yerkürenin Yaratılışı:
Altay yaratılış destanında başlangıçta her yerin sularla kaplı olduğu anlatılmaktadır. Tanrı Ülgen, kuşa dönüşerek suların üzerinde uçar ancak konacak bir yer bulamaz. Bunun üzerine gökten gelen bir ses tanrı Ülgen’e denizin içinden çıkan bir taşa konmasını söyler. Ülgen bu taşa konduğunda yerin ve göğün yaratılması gerektiğini düşünür ancak bunu nasıl yapacağını bilemez. Suların içinde yaşayan dişi ruh Ak Ana, Ülgen’e yaratılışı nasıl gerçekleştireceğini anlatır. Onun yardımıyla işe başlayan tanrı önce yeri, ardından göğü yaratmıştır. Ardından da dünyanın dengesini sağlaması için üç balık yaratmış. Balıklar dünyayı alttan destekleyerek başıboş gezmesine engel olmuşlar.

İnsanın Yaratılışı:
Altay efsanelerinde, büyük bir okyanusun ve suyun esas olmasına rağmen, onlara göre insanoğlu, sudan yaratılmamıştı: İnsanoğlu aslı yine topraktı Tanrı Ülgen deniz üstünde gezerken yüzen bir kara parçası görür. Yaklaştığında toprağın üstünde balçığı farkeder. Düşünür ki bu insan olsun o düşündükçe çamur insan suretine bürünür. Hikâyenin devamında bu ilk insan olan Erlik Ülgen’e ihanet edecektir.

İran mitolojisinde de ilk insan, kil dediğimiz yapışkan topraktan yapılmıştı. Onun için İranlılar ilk insana Kil Şah adını veriyorlardı. Türkler ise daha çok, balçık üzerinde durmuşlardı.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Yarat%C4%B1l%C4%B1%C5%9F_Destan%C4%B1_(Altay)

Destanda dikkatimizi çekmesi gereken örnek iki konu şöyledir…

1- Her yerin sularla kaplı olması, yer-gök-su-toprak metaforları  Kur’an’da şu âyetin işaret ettiği bilgilerle örtüşmektedir:

“O hakikat bilgisini inkâr edenler görmediler mi ki (atom altı boyutuyla) semâlar ve arz birleşik idi de biz onları (algılayıcı kuvvelerin yoğunlaşmasıyla) yarıp ayırdık! Her diri şeyi sudan (H2O) oluşturduk… Hâlâ iman etmiyorlar mı?” (A.H. Enbiya; 30)

2- Tanrı Ülgen’in insanı balçıktan yaratması Tevrat ve Kur’an’ın yaratılış âyetleri ile diğer kadim efsanelerin ortak temalarıdır.

Dört-beş bin yıl öncesinin idrakine göre Orta Asya Türk kültüründe yaratılış destanı kısaca böyle.

Yaratılış akıl ve mantık süzgecine sığamayacak kadar geniş bir konudur.

Yaratılış dinlerde “inanç” konusudur. Bilimde ise somut verilerle araştırma konusudur. Dinin yaratılış hakkında verdiği bilgiler “değişmez”dir. Bilimin yaratılış teorileri sürekli değişip gelişmektedir. Bizim yapmamız gereken “değişmez” nitelikteki yaratılış âyetlerini ve hattâ eski yaratılış efsanelerini sürekli değişerek gelişen bilimsel verilerle yorumlamaktır.

Evrim teorisi kendi içinde tutarlı olmaya çalışan bir iddiadır. “İnanç”a göre tutarsız yönleri olabildiği gibi tutarlı yönleri de olabilir. Bu nedenle evrim teorisini toptan tutarlı veya toptan tutarsız kabul etmeden önce zamanımızı hem dini metinlerdeki yaratılışı hem de evrim teorisini çok dikkatli incelemeye ayırmalıyız.

İslâm dünyasında doğup gelişmiş olan bilim ve felsefede Darwin’den çok önce insanın maymundan türediğini iddia eden Nezzam (öl. 835 veya 845 m.) ve Câhız (öl. 869 m.) gibi fiozoflar vardır. Daha geniş bilgi için şu bağlantıya bakınız:
http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/laikduzen/4/0020.htm

Çağdaş İslam felsefesine göre Kur’an’da evrim iddialarını da hocam olan Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın şu kitabını temin ederek okuyabilirsiniz:
http://www.ismailyakit.com/yayinlar/kitaplar/kurananlamak/kurandayaratilis.html

Fiziksek evrimden başka bir de ruhsal evrim konusu vardır. Mevlâna’da ruhsal evrime yani nefs boyutlarının gelişimi ve değişimi ile ilgili enteresan bilgilere rastlanmaktadır. Bir örnek:

Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum.
Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum.
Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum.
Öyleyse ölümden korkmak niye?
Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm,
Ya da alçaldığım görüldü mü?
Bir gün insan olarak ölüp,
ışıktan bir yaratık,
rüyaların meleği olacağım.
Fakat yolum devam edecek,
Allah’tan başka her şey kaybolacak.
Hiç kimsenin görüp duymadığı birşey olacağım.
Yıldızların üstünde bir yıldız olup,
Doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.
(Mevlana Celaleddin Rumi)

Mevlana’nın bu dizelerini öğrencilik yıllarımızda felsefe hocalarımdan Prof.Dr. Teoman Duralı ile bol bol tartışırdık. Ben şimdi de olduğu gibi dizelerin fiziksel-biyolojik evrimi anlatmadığını, tamamen ruhsal gelişimi anlattığını savunurdum. Teoman Duralı’nın bu konudaki kitap isimlerini şu bağlantıdan bulabilirsiniz:
http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/i-u-fels-bol/

Değerli dost…

Çağdaş bilimsel iddialara, eski efsanelerin destan ve âyetlerin çağdaş yorumlarına göre Havva isimli hâtun nereden çıktı diye soramıyoruz Âdem denilen er kişi nereden çıktı diye sormamız gerekiyor. Yeni iddialara göre Tanrı’nın doğasının dişi olduğu düşüncesi daha baskındır. İlk yaratılan insanın dişi yani Havva olduğu, erkeğin yani Âdem olarak kabul edilenin Havva’dan oluştuğu gündemde artık. (Kur’an’daki Âdem-Havva konusuna girmiyorum şimdilik girmiyorum…)

Netice…

Benim evrim mi yaratılış mı sorununda saplantılarım yok. Bu sorunların herhangi birisinin tarafı değilim ikisinin de misafiriyim.

“Başlangıçta nasıl yaratıldım ve gelecekte ne olacağım?” üzerinde sadece okumayı tercih ediyorum. Evrim veya yaratılış sorununu başlangıçta ve gelecekte değil de “şimdi”de düşünerek çözmeye çalışıyorum.

“Ben ‘şimdide’ ne isem ‘sonsuz geçmişte’ ve ‘sonsuz gelecekte’ de yine kendimim”

Belki de “BEN” HİÇ YARATILMADIM Kİ EVRİMLEŞEYİM.
76/1:Gerçekten insan üzerinden öyle uzun bir süre gelip geçti ki o anılmaya değer bir şey bile değildi.

“Ben” şimdide “maymunsal davranışsal” bir bilinç ve yaşam sürüyorsam sonsuz geçmişime indikçe kendimi maymundan evrimleşmiş olarak “seyr” ederim.
5/60:“De ki: “Allâh indînde, yapageldiklerinin karşılığı ne kadar kötüdür, bu konuda size haber vereyim mi? Allâh’ın lânetlediği ve gazap ettiğidir o kimse! (Allâh) onları maymunlar (düşünmeden taklitle yaşayanlar), domuzlar (şehevî zevkleri için yaşayanlar) ve tağuta (şeytana – vehmine – dürtülerine) tâbi olarak yaşayanlar hâline dönüştürmüştür! İşte bunlardır mekânı en kötü olanlar ve yolun ortasından sapanlar!”

“Ben” şimdide “maymunsal davranışsal” bir bilinç ve yaşam sürüyorsam sonsuz geleceğime gittikçe kendimi maymunluğa doğru biyolojik evrimleşme olarak “seyr” ederim.
7/166: “Ne zaman ki kibirlenip yasaklandıkları şeylerden dolayı kızıp hadlerini aştılar, kendilerine: “Aşağılık maymunlar (birbirini taklitle yaşayan, aklını kullanamayan mahlûklar) olun” dedik.”

Evet Değerli Dost…

Evrim bana göre geçmişten şimdiye, şimdiden geleceğe uzanan bir değişim değildir. Şimdimden geçmişime ve şimdimden geleceğime uzanan kendi değişimimdir. Şimdi ne isem evrimim de öyle olacaktır.

Şimdiye kadar bence de yaratılış ile ilgili akla, bilime ve kalbe yatkın bir teori yok. Kur’an’daki yaratılış âyetleri maalesef ya sürekli değişerek gelişen “bilimsel veriler”e uyarlanmakta ya da bilim yaratılış âyetlerine zorlamayla uyarlanmaya çalışılmaktadır.

Yaratılış meselesi ne dini dogmalarla ne de bilimsel saplantılarla asla çözümlenemeyecek sonsuz bilinmezdir. Bu konuda kendi kalbimizin ve kendi aklımızın sesini dinlemeliyiz. Belki sonsuz bilinmezin bilinemezliğini asla bilemeyecek olmamız bizim için  sonsuz bir zihinsel zevke dönüşür.

Selam, sevgi ve saygılarımla

Kemal Gökdoğan
www.tasavvufdefteri.wordpress.com
kemalgokdogan@gmail.com

***

Başka bir bağlantı daha…
ADAM&EVE ANİMATİON
http://www.youtube.com/watch?v=wwJgCHjkd_E

0 Yanıt, “Yaratıldık mı?”


  1. 1 Ali Deliveli 30/01/2012, 17:40

    İlginç…


    Bir şey dikkatimi çekti, evrimi? yaratılışmı? O’mu? Bu’mu?
    Sorgulamak, ewet ben bu sorgulamanın üzerinde durmak istiyorum izninizle… Kişi neden böyle bir sorgulama yapma ihtiyacı içersine girer? Düşünceme göre tanımsızlığın kişide oluşturmuş olduğu eksiklik duygusudur. Yanlış ifade etmek istemiyorum. Suçlu veya suç aramaktan ziyade, bizi bu arayışa iten sebebi anlamak istiyorum…
    Bunun tanımını yaptığımızda soru ile cevabın bir arada bulunduğunu göreceğimize eminim. Sadece cevap için ayna ya bakmamız gerekecek o kadar. Ve tabii ki bunu da idrakimiz kadar yapabileceğiz.
    Bu konuda örnek olarak sadece kendimi ele alabilirim. Bu soruyu ben sorduğumda kendime alacağım cevap benim gerçeğimin açığa çıkmasına sebeb olacak.
    Sonra? Açığa çıkan yetilerimi kullanıp varlığımın amacına ulaşacağım. Yarınım da ki garanti, güvence ihtiyacı sadece geçmişimi belirleme-me bağlı çünkü. Bu belirleme ne kadar net, ne kadar sağlam olursa geleceğim o kadar aydınlık o kadar güneşli ve o kadar huzurlu olacak, yani cennet ortamı kurulacak varlığımda, daha ne ister ki insan değil mi?
    Yıldız ilmi denilen bir ilimden bahsedilir. ak tır kara dır yorumsuz bırakıyorum. Bu açıdan bakınca bir burçta doğan kişi 12 ev faaliyetince yaşamını sürdürür. Bu evlerden 4. ev kişi için ait olduğu yeri simgeler ait olduğu derken var olduğu yerin karşılığı demektir. Anne baba evidir aynı zamanda… Feleki etkilerden de ay’ın yani bizdeki ben in karşılığıdır. Yine bizdeki nur yapının da Rahman ve Rahim kapısını simgeler. Rahman ve Rahim dediğimizde bizim için dün ve yarın aklımıza gelebilir, düşünce ve fiillerimiz akla gelebilir. Kısaca âlemde ki bu işleyişi görmeyince ve kendimizdeki karşılığını okumadığımız sürece bu sorulara cevap veremeyiz. Sorularımız yeterli cevabı oluşturamaz zaatımızda.
    Yine mitolojiye mi girdik? Tamam saçma sapan şeylere itibar etmeyelim…:
    Ama şunu da unutmayalım, kuranı Kerim de kıssa olarak yapılan öğreti, dünya boyutumuzda ki teşbihi anlatım olmasa idi. Bu nankör(duyu organlarındaki sınırlılık nedeni ile) insana bir şey anlatamayız. Hatta bilim bile ilimden alması gerekeni alamaz anlayıp teknolojik gelişimi yapamazdı.
    Selam ve dua ile…

  2. 2 Doğan 30/01/2012, 18:02

    Güzel ve mütevazı bir özet.Şahsen sizden böyle bir DÜZEY beklemiyordum.
    İstifade ettim.Teşekkürler.

  3. 4 M.Reşit Yazıcı 04/02/2012, 17:40

    Sevgili dostlar,

    Kendimize sormamız gereken soru yaratıldık mı? değil

    çünkü;

    Allah’ın Halik ismi var ,
    Bari ismi var,
    Musavvir isi var,
    “OL” emri var..

    Kendimize sormamız gereken soru ;
    Allah’ın yaratma sisteinde Nasıl bir mekeniza işliyor?
    olalı ..
    filmi geriye doğru sardığımızda yaradılışların evrimleme süreci ve O ilk yaradılış noktası neresi ?..
    olmalı kanımmca

    Birde işin hologramik yönü var..
    Herşeyin Allah ilminde ilmi suretler , esma terkipleri olması..

    Yaratılmıyan’ın yoktan yarattıkları; Mutlak yaratıcının, İlinde, iliyle , ilmini seyretmesi..

    selam ve hürmetler.


  1. Yorum yapın

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




Yorumlar

Ali Deliveli on sisin ardındaki DAĞ
M.Reşit Yazıcı on Yaratıldık mı?
M.Reşit Yazıcı on İçimizdeki Divan
kgokdogan on Yaratıldık mı?
Doğan on Yaratıldık mı?

Kategoriler

YAZI TAKVİMİ

Ocak 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara   Şub »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.