“İnanç ve bilim” birbiriyle hiç barışamayan fakat hiç de küs duramayan tek beyinli yapışık ikiz kardeşler gibidir. İkisi de “yaşam, insan, evren ve sonsuzluk” sorunu hakkında sürekli cevaplar aramaktadırlar.
İsâ’dan sonra inancın evrenselleştirilmeye başlamasıyla birlikte “inanç” Hıristiyan Roma İmparatorluk tahtına oturarak insanlığa “inanç” adına yön vermede baskın konuma yükselmiştir. O dönemdeki “bilim felsefesi” henüz “bilim insanlık ve barış içindir” olgunluğuna ulaşmadığından “inanç felsefesi”ne hemen boyun eğmiştir. Ve tüm gücünü inancın kutsallığına adamıştır. Tüm enerjisini inancın yayılmasına hizmet eden üretim ve savaş teknolojisini hazırlamaya sarf etmiştir. Orta ve Yeni Çağ boyunca inancın yeryüzüne zorla kabul ettirilmesi için askeri araç-gereç ve silahların gelişmesini sağlayan ve askeri güçleri besleyecek olan tarım, hayvancılık, ulaşım ve her çeşit üretim tekniğinin sürekli hazırlanmasına âlet olan bilim böylece kutsallaştırılmıştır.
Tahttaki “inanç felsefesi” bir gün resmen “dünya dönmüyor” hükmünü verince “bilim” de ister istemez dünyanın dönmediğine inanmak zorunda kalmış… Dünya dönüyor mu dönmüyor mu tartışmasını inancın kutsal koltuğundan “gözlem ve deney” masasına taşıyamamıştır.
Bilim özetle inancın; “yaşamın, insanın, evrenin ve sonsuzluğun sırlarının kutsal anahtarı benim elimdedir” iddiasının savunmasını ve kanıtlanmasını yapmak zorunda kalmıştır… tâ ki 19. ve 20. yüzyıllar boyunca bağımsızlaşıp devletlerin yönetim felsefelerini ele geçirene kadar. Buhar gücünün ilk defa insan ve hayvan kas kuvveti yerine üretim araçlarına uygulanmasıyla başlayan.. petrol, elektrik ve nükleer güç ile devam eden bu süreç 21. yüzyılı “bilim ve bilgi” çağı olarak damgalamıştır.
Eski çağlardan beri insanlar; “Ben inançlıyım” diyerek toplumda kendisine prestij sağlıyordu. Yüz yıldan beri bu prestij sarsılmaya başladı ve son zamanlarda ise “ben inançlıyım” yerine;
“İnançlıyım ama bilimsel düşünürüm”,
“inançlıyım ama bilime de inanırım”,
“bilim ile uyumlu dini inançtayım”,
“Bilimsel sûfiyim”,
“Bilimsel evrensel mistiğim”,
“Bilimsel aydınlanmışım”,
“Bilimsel Ruhsalcıyım”
“Bilimselim ve tüm inançları kuşatanım”demek hem toplumsal prestijin hem de kişinin kendisine olan özgüveninin olmazsa olmazı haline geldi.
Salt anlamda “ben inançlıyım” diyebilmek niçin utanılacak-çekinilecek bir söylem konumuna düştü?
Bu sorunun en doğru cevabı bana göre “bilim”in ikiz kardeşi “inanç”tan binlerce yıllık intikamını alma vaktinin gelmiş olmasıdır.
Bilim inanç karşısında ikinci sınıf olmanın binlerce yıllık ezilmişliğinin ve aşağılanmışlığının aynısını 21. yüzyılın ilk çeyreğinde inanca karşı yaparak intikam almaya kararlı görünüyor.
İnanç bilime ne yapmıştı? Tekrar edelim.
Binlerce yıldan beri “inanç” “bilim”i “bilime göre” hiç bir kanıta dayanmayan kendi kutsal dogmalarını bilimsel çalışmalar ve bilimsel düşünceler ile kanıtlama ve desteklemeye zorlamıştır. Ve bilim bu kutsal zorlamayı yakın tarihe kadar iştahla yerine getirmiştir.
Bilim bu kutsal görevine devam ederken; 17. yüzyılda “İnanç adına yemin ederim ki dünya dönmüyor” diyerek idam cezasından kurtulduğunda ve sessizce “Eppur si muove” (Ama dünya yine de dönüyor)” dediğinde batı “bilim ve bilgi çağı”nın kapısını ilk defa aralamış oldu.
O zamanlardan beri bilim ne yapıyor, inançtan intikamını nasıl alıyor?
Soruya önce kısa ve öz bir cevap vereyim…
Bilim yaklaşık olarak yüz yıldan beri “bilim güdümünde inançlar” doğurarak intikam alıyor.
Bu cevabımı biraz açmaya çalışayım…
Bilim “yaşam, insan, evren ve sonsuzluk sırları”nın anahtarlarını inancın elinden alıp onları kutsal sır olmaktan çıkarıp mikro ve makro boyutlarda matematiksel, fiziksel ve kimyasal değerlere dönüştürdü ve inanca tekrar geri verdi.
Bilim biliyordu ki;
“evrim”,
“Big Bang”
“genişleyen evren”
“sonsuz makro evren”
“sonsuz mikro evren”
“genel izafiyet teorisi”,
“özel izafiyet teorisi”,
“string teorisi”,
“varlığın hologramik yapısı”,
“pozitif-negatif enerji dengesi”,
“dünya dışı yaşam olasılığı”,
“yapay zekâ”,
“parçacık-dalga”
“foton-takyon” gibi ve benzeri
bilimsel veriler,
bilimsel teoriler ve
bilimsel fanteziler “inanç pazarları”nda mutlaka alıcı bulacaktı. Öyle de oldu.
Bir zamanlar “inancın güdümündeki bilim” şimdi “bilimin güdümünde bilimsel inançlar, bilimsel dinî-mistik-sufî felsefeler” doğuruyor.
Bilim; Ortadoğu kökenli “tek tanrı” inancını “bilimsel gerçek”e dönüştürmek istiyor.
Bilim; Hind, Çin, Tibet, Japon kökenli mistik felsefeyi “bilimsel gerçek”e dönüştürmek istiyor.
Ve dönüşümler başladı neredeyse bitmek üzere.
“Eski Çağ”ların “bilgin ve bilgeleri”nin “yaşam, insan, evren ve sonsuzluk” inançlarına şimdiki “Yeni Çağ”ın üç-beş yaşındaki çocukları dahi “bilim adına” gülüp geçiyor artık. Fakat…
Bilim eski çağ inanç efsanelerine eşdeğer “çağdaş bilim ve bilgi çağı efsaneleri”ni gizliden gizliye üreterek ikizi olan inançtan asıl amacı olan intikamını almaktan da geri kalmıyor.
Çağdaş bilimsel efsanelere bir kaç örnek..
Tek tanrılı dinlerin ortak inancındaki peygamberlerin tanrı ile konuşması dogmasına insanlık tarihi boyunca ses çıkaramayan bilim son çağda önce bu “kutsal iletişim”i bilimsel düşünceye aykırı ilân etti. Sonra inancın tanrı dediği gücü uzaylı zekâ ilân ederek ve uzaylı zekânın kendisini tanrı olarak yutturup peygamberlere mesaj gönderdiği efsanesini piyasaya sürdü. Bu sürüm tuttu da. Peygamberlerle birlikte Mevlâna gibi öze ermişleri mesaj alma yetisine sahip medyumlar kabul etti. Bilimin bu bilimsel efsane üretimi günümüzde her inançtan ve her toplumdan uzaylılarla veya ruhlarla iletişim kuran bilimsel medyumlar yarattı.
Dünyadaki yaşam göktaşı çarpması, foton kuşağından geçiş periyodu, güneşin döngüsel “manyetik – ışınsal – parçacık” etkileri ve dünyanın iç dinamizmi ile sürekli tehdit edilmektedir. Bilimsel bulgular her 25.000 ya da her 100.000 ya da her 1.000.000 yılda yaşamın bu tehditlerce %90 veya %99 oranında yok edildiğini ve yaşamın yeniden çeşitlendiğini tahmin etmektedir. Bilim bu doğal döngülerin doğal izlerinden de bilimsel efsaneler yaratmaktadır. Meselâ…
Dünyaya çarpacağına inanılan kuyruklu yıldızlardan önce dünya dışı üstün varlıklarca kurtarılmayı bekleyenler
… 2012’de foton kuşağının dünyasal teknolojiyi ve insanlık bilincini sıfırlamasından korkarak çeşitli felsefelerle bilinç sıçraması yapmayı bekleyenler
… evrenin tümel evriminde en üst “akıl – zekâ – bilinç – bilgi – bilim yeni çağ”ı boyutuna girmek üzere olduğuna inanarak kozmik bilgelikten dışlanmamak ve bütünleşmek amacıyla tüm inançları kucaklamak felsefesiyle meditasyon yapanlar
… doğuştan “üst-tümel-evrensel zekâ ve akıl sahibi” olduğuna inanarak bilim ve inancı ancak kendilerinin yeniden yaratacağına inananlar (indigo kuşağı???) en bilinen örneklerdendir. (İndigo kuşağı; doğuştan üstün zekalı olduklarına, dünyayı üst bilgi ve üst bilinç boyutun taşıyacaklarına inanılan çocuklar )
Bir örnek daha…
Bilim “tanrı” olarak iman edilen “hikmetinden sual olunmaz” gücü Müslümanlar arasında eserleri taklit olunamaz bir “başmühendis” tanrıya dönüştürmeye ve özenle ismine de “Allah” demeye çalışmaktadır.
Bilim bir yandan bilim ve inanç adına “bilimsel efsaneler” üretirken diğer yandan da tüm inançları ve tüm bilimsel efsaneleri yine bilim adına reddettirdiği “din adamı sınıfı”na mukabil bir “bilim insanı sınıfı” icat etmiştir. Bilim; taş devrinden itibaren inanç adına inşâ edilen tüm tapınakları, tüm inanç liderlerini ve tüm inanç şeriatlarını bu “bilim insanı sınıfı”nın bilimsel düşünce balyozuyla teorik olarak yıktığını varsaymaktadır.
İnsanların “inançsız” yaşayamayacağını çok iyi hesap eden bilim;
*teorikte yıkılan tüm “inanç tapınakları” yerine “okul”ları pratikte “bilim tapınakları”na,
*teorikte yıkılan tüm “inanç liderleri” yerine “bilim insan”larını pratikte “bilim idolleri”ne,
*teorikte yıkılan tüm “inanç şeriatları” yerine “gözlem, deney ve ispat” teslisini pratikte “bilim şeriatları”na dönüştürmeye iştahlanmaktadır.
Bu gidişle… Eskimiş çağların “inanç engizisyonu”nun yerini yeni başladığımız bilim ve bilgi çağlarının “bilim engizisyonu”nun alacağını zannediyorum. Bilimin bu hamlesi bilinçlerimize yönelen oldukça önemli bir dışsal tehdittir.
Bir de… İnancı bilim ile ve bilimi inanç ile anlamaya çalışırken kendimizi kendimizin oluşturacağı bilimsel bilgi engizisyonuna mahkûm etmekten çekiniyorum. Bilimin içimizden gelen bu içsel tehditi dışsal tehditten daha tehlikeli olan bilimsel efsane bataklıklarında boğulma riskleri taşımaktadır.
İnanç ve bilimin dışımızdaki ve içimizdeki çatışma döngüsünden doğan her türlü inanç efsaneleri engizisyonundan ve bilim efsaneleri engizisyonundan “Tek Hakikat” olan “Allah”ın bizleri “aşk ve bilim” bilinciyle korumasını diliyorum.
GALİLEO VİDEOSUNU İZLEMEK İÇİN BURAYA TIKLAYIN:
Kemal Gökdoğan
www.tasavvufdefteri.wordpress.com
kemalgokdogan@gmail.com
Not: “Bilim Tapınakları” 05-17-2010 tarihinde (aşağıdaki bağlantıda da) yayımlanmıştır.
http://yorumsuzblog2.wordpress.com/2010/05/17/bilim-tapinaklari/
0 Yanıt, “Bilim Tapınakları”