Kedi ve iman arasındaki münasebeti incelemeden önce hadis ilmi hakkında kısa bir açıklama yapalım… Rasulullah Kur’an âyetlerini yazdırmakta ve ezberletmekte ne kadar titiz davrandıysa âyet haricindeki sözlerinin yazılmamasını ve ezberlenmesini de aynı titizlikle YASAKLAMIŞTIR. Fakat eski Arap geleneği Rasulullah’ın sözlerini ezberlemeye soğuk bakma tutumunu da maalesef onun vefatından sonra tam tersine çevirerek birkaç yüz yıl içinde MİLYONLARCA uydurma hadis üretmiştir. Çok şükür ki gerçek hadis âlimleri milyonlarca uydurma hadisi temizleye temizleye sayıyı birkaç bine düşürmüşler ve birkaç binin içinden de MÂNASI RASULULLAH’A ÂİT OLABİLECEK diye tahmin ettikleri hadis sayısının BEŞ-ON CİVARINDA olacağını kabul etmişlerdir.
Yine maalesef ki hadis âlimlerinin bu değerli çalışmaları zamanla tekrar kutsallaştırılmış Sünnî ve Şiî mezhepleri (ve zamanla kaybolmuş diğer mezhepler) kendi hadis külliyatlarını yüzde yüz doğru saymışlar, diğerlerini reddetmişlerdir.
Elinize bir hadis kitabı alın ve bakın. Bizzat o hadis âlimi her hadisin RİVAYET olduğunu isimler silsilesi vererek bildirir. Hadisin Rasulullah’a âit olmadığını Rasulullah’tan falanın, falandan filanın, filandan da feşmekanın duyduğunu açıkça belirtmişlerdir.
Gerçi Hadis (yani Rasulullah’ın sözleri ve fiilleri) İslâm’ı anlamakta tek kaynak olan Kur’an’dan sonra gelen ikinci yardımcı kaynaktır ve çok çok değerlidir. Fakat asla ve asla Kur’an gibi değildir, ihtilaflı bir konudur ve bir âlimin SAHİH dediği hadise başka bir âlim ZAYIF, ŞÜPHELİ, veya UYDURMA(mevzu) diyebilmektedir. Bir hadisin hadis olmadığını delilleriyle ve içeriğiyle eleştirmek/reddetmek kişinin imandan çıkmasına neden olmaz. Kur’an âyetini ise reddetmek söz konusu değildir çünkü VAHİY OLDUĞU GİBİ KAYDA GEÇMİŞTİR. Hadis ise yüzlerce yıl dilden dile dolaşmış ve sonra da yazıya geçirilmiş bir kaynaktır.
Hadisleri külliyen inkâr eden birisi değilim zaten öyle bir iş için ilmim yeterli değildir. Hadisleri hadis âlimlerinin tavsiyesi üzere okuyup yararlanıyorum ve yine hadis âlimlerinin tavsiyesine göre her hadise RİVAYET (doğru da olabilir, yanlış da olabilir) nazarıyla bakıyorum.
Bu önbilgilerden sonra şimdi bir soruya cevap vermeye çalışalım…
Bir okur kardeşimiz “… kedi kimi severse iman ondadırdan kasıt ne olduğunu açabilir misiniz?” demekte ve değerli bilim ve gönül insanı Dr. Münir Derman’ın (1910-1989) bir sohbetinde bahsettiği “Resulü Ekrem, kedi kimi severse o imanlıdır! buyurmuştur” hadis rivayetine atıfta bulunularak konu hakkındaki düşüncelerimi sormaktadır.
Düşünce ve yorumum şudur:
Evet, Rasulullah a.s. her konuda olduğu gibi günlük yaşamın bir gerçeği olan evcil hayvanlar hakkında da mutlaka bazı şeyler söylemiştir ve hayvanlarla ilgilenmiştir. Rasulullah’ın insanlarla iletişim kurma tekniği çok hassastır, çok özeldir ve pek çok hikmetleri hâizdir. Bir insanın güzel bir davranışını gördüğünde o insanı onore etmek ve o güzel davranışa ait evrensel güzel bir mesaj vermek için o anda kısa ve öz sözler yansıtmıştır. Örneğin bir hayvana (bu o anda bir kedi veya başka bir hayvan olabilir) şefkat gösteren birisinin davranışındaki ŞEFKAT özelliğini vurgulamak için “…kedi kimi severse o imanlıdır” demiş olabilir. Bu deyişte verilen mesaj “kedinin sevdiği kişinin imanlı, kedinin sevmediği kişinin imansız” olması değildir. Tam aksine bu gibi durumlardaki mesaj; temiz, mâsum, zararsız, yararlı bir hayvanı sevmenin, korumanın, şefkat göstermenin İMAN ÂLÂMETİ ile ilgili güzel bir davranış olduğuna dikkat çekmektir.
İslam dünyasında eskiden beri süregiden Kur’an ve Hadislerin sadece BÂTINÎ anlamları olduğuna inanan bir ekol vardır ve o düşünce ekolüne BÂTINİLİK (1) denilmektedir. Bir BÂTINİ Rasulullah’ın kedi hakkındaki hadis rivayetinin her harfine ve her kelimesine yüzlerce anlam yükleyebilir ve bu anlamları da maalesef direk Rasulullah’a aitmiş gibi gösterebilir. Halbuki, o anlamlar Rasullaha ait değildir yorumlayana aittir.
Bâtınilik ekolünü yanlış kabul edenler de karşıt ekol olarak ZÂHİRİLİK (2) akımını oluşturmuşlardır. Zâhiriler de KUR’an âyetlerine ve hadis rivayetlerine hiçbir yorum getirmezler, olduğu gibi kabul ederler. Örneğin Kur’an’da geçen “Allah’ın eli” kavramını “Allah’ın yardımı, gücü” gibi yorumlamazlar, “Allah’ın eli ne demektir aslı nedir bilemeyiz ve olduğu gibi kabul ederiz” derler. Örneğin “kedi kimi severse imanlıdır” hadis rivayeti gereğince kedinin sevdiği birisini görünce o kişiye “İMANLI” derler ve benim yukarıda yaptığım gibi yorum yapmayı reddederler.
Gerçi benim yukarıdaki yorumumu Bâtıniler de reddederler. Bir Bâtıni Rasulullah’ın “kedi” dediğini kedi olarak yorumlamaz da kafasından uydurduğu başka bir kavramla açıklama yoluna gider. Örneğin (atıyorum…) bir Bâtıni Rasulullah’ın “kedi” dediğinin aslında “melek”, “kalb”, “nur” vs. vs. vs. olduğunu iddia edebilir. Örneğin bir Bâtınî falanca kişinin elini “Allah’ın mânevî eli” olarak yorumlayıp büyük bir hataya düşebilir. Falanın filanın elini tutmayı Allah’ın elini tutmakla eşitleyip bazı kişileri tanrısallaştırabilirler.
***
Rasulullah’ın ne dediğini tartışmak yerine o deyişinden kendi hesabımıza ne gibi güzellikler yakalayabiliriz yolunu takip etmek bizleri Bâtınilik ve Zâhirilik aşırılığından koruyacak ve sağlıklı düşünmemizi sağlayacaktır.
Alıntı yaptığınız sohbetteki zât (Dr. Münir DERMAN) ve pek çok muhterem zevat hadisler hakkındaki bu gerçeği ben câhilden daha ziyade bilmelerine rağmen “Rasulullah’a atfedilen sözler” güzel mânâ içeriyorsa o hadisi kullanmakta beis görmemişlerdir. Fakat şunu unutmamalıyız ki sevgi, muhabbet, teslimiyet gösterilen her zâtın ağzından çıkan her hadis âyet gibi kabul edilmemelidir. Ve o hadisde veya veciz sözlerde sadece o zât söylediği için Bâtıniler gibi binlerce hikmet veya Zâhiriler gibi zahiri bir gerçeklik aramamalıyız. Örneğin Dr. Münir DERMAN (veya başka bir mübarek, başka bir üstad, başka bir zat) kedinin sevdiği kişide iman vardır dediyse o deyim bizim için dogma (sorgusuzca teslim olunan kalıp) haline gelmemelidir.
Her konudaki yorumlarım sadece kişisel düşüncemdir, zaman içinde değişime ve gelişime uğrayabilir nitelikte olup kendim ve hiç kimse için “dogma” değildir.
Kemal Gökdoğan
www.tasavvufdefteri.wordpress.com
kemalgokdogan@gmail.com
NOTLAR:
1- BÂTINİLİK: Felsefede EZOTERİZM olarak adlandırılır.
Grekçe “iç, içsel” anlamındaki “esoterikos” sözcüğünden ya da “görüyorum, içsel olan, gizli olan” anlamlarına gelen “eisotheo” sözcüğünden türetilmiştir. Karşıtanlamlısı “egzoterizm”dir. Ezoterizm bir konudaki derin bilgilerin ve sırların ehil olmayanlardan gizlenerek, bir üstad tarafından sadece ehil olanlara inisiyasyon yoluyla öğretilmesidir. Ezoterizm bir din veya bir inanç sistemi değildir. Çoğunlukla ezoterik yani ezoterizm ile ilgili veya ezoterizme dair şeklinde kullanılır.
Ezoterizm (içe yönelik anlam/ileti), asıl olarak belirli kişilerin içselliği ile sınırlandırılmış felsefî öğretilerdir. Bu öğretiler herkes tarafından bilinen egzoterik (dışa dönük anlam/ileti) öğretiler değil, tam tersine belirli kişilerin aşamalardan geçerek bilmeye hak kazandığı öğretilerdir. Diğer anlamı ise içsel, tinsel farkındalık yaratan, Mistisizm ile eşanlamlı kabul edilen önemli ve kesin bilgilerdir. Ayrıca Ezoterizm geniş, farklı öğreti ve pratik yelpazesine sahip olan bir akımdır. (Kaynak: Wikipedia)
2- ZÂHİRİLİK: Felsefede EGZOTERİZM olarak adlandırılır. Egzoterizm Osmanlıcada zahiri anlamındadır günümüzün Türkçesinde karşılığı dışta görünen ve herkesin bildiği gizli olmayan bilgiler demektir.
KEDİ İNSANI NİÇİN SEVER? KİŞİ İMANLI OLDUĞU İÇİN Mİ YOKSA KEDİNİN KARNINI DOYURDUĞU İÇİN Mİ?.. AŞAĞIDAKİ VİDEOYU İZLEDİKTEN SONRA TEKRAR DÜŞÜNÜN!
mantıklı analiziniz için teşekkürler, bu konuda olduğu gibi daha birçok hususta ifrat veya tefrite düşmekten kurtulamıyoruz maalesef.