Yorum bırakın

Cezbe

Bir ayet, hadis, büyüklerin sözleri kalbe geldiğinde içim bambaşka ferah oluyor.. bu hal gittiğinde bedenimde aşırı kilitlenme titreme oluyor.. ve yeni bir ayet, hadis, manevi bir değer cümle kalbe gelince geçiyor.. ama bu sefer tekrar gidince tekrar başlıyor… ? bazen her yer zifiri karanlık oluyor… o denli ağır…? nedir tüm bunlar? (Bir Dost sorusu)

***

CEZBE HAKKINDA ÖZEL GÖRÜŞÜM
Dinî ve tasavvufi şahsiyetlerin isimleri, sözleri, menkıbeleri duyulduğunda veya okunduğunda bazı kişilerde çok farklı şekillerde “cezbelenme” görülebilir.

Tasavvufla biraz yakından ilgilenen Müslümanlar “cezbe” kavramıyla mutlaka tanışır. Cezbe; ruhun Hak tarafından çekilişi olup etkilerinin bedensel tepkilerle hissedilmesidir. Tasavvufi kaynakların çoğunluğunda cezbenin en az üç yüz çeşidinden bahsedilerek övgü ile söz edilir. Çok az ilim ve gönül insanı ise cezbeye itibar edilmemesini öğütlemişlerdir ve ben de azınlık ile aynı görüşteyim.

Cezbeye kapılanlar cezbelerinde “acaba rahmani mi şeytani mi?” diye şüpheye düşerler. Ben cezbeyi “rahmani-şeytani” formunda ikiye ayırmak taraftarı değilim. “Gerçek” ve “gerçek olmayan” cezbe olarak ayrılmalıdır.

Gerçek cezbe; kişilerin içinde/özünde hissettiği sıkıntı-ferahlık (kabz-bast) halleri ve bedensel tepkileridir. Buna “rahmani cezbe” diyebilirim.

Gerçek olmayan cezbe; kişilerin içinde/özünde hiçbir şey hissetmediği halde diğer insanlara hava atmak amacıyla cezbe taklidi yapmasıdır. Buna da “şeytani/nefsani cezbe” diyebilirim.

Cezbenin içte/özde hissedilmesine gelince…

İnsanlar şimdiki bilimlerin verilerine göre maddi manevi içerikli tüm duyu ve duygulanımlarını beyinlerinde kimyasal olaylar olarak yaşıyorlar. Beyin beş duyudan çeşitli mutluluk, acı, heyecan, beğeni, nefret v.s. sinyalleri aldıkça kişisel ve çevresel şartlanmalarına göre vücutta bazı salgılar (hormonlar) yayılmasını sağlıyor. Örneğin bir belgeselde bin metrelik bir uçuruma ipsiz tırmanan bir dağcıyı izlerken beyin aşırı şekilde “heyecan hormonu” salgılatıyor ve seyredenin koltukta tansiyonu yükseliyor. Tansiyon yükselmesi başı döndürüyor, gözleri karartabiliyor, ayakta durma dengesini bozabiliyor. Beyin izlemiş olduğu bir belgeselle bedeni uçuruma çıkan kendisiymiş gibi “kandırabiliyor”. Yine mutlu olaylarda gözlerin yaşarması, sevinç çığlığı atılması, “Çağrı” gibi dinî filmler veya gerilim filmleri izlenirken aşırı duygulanımlar yaşanması, “ferahlama duygusu-mânevî sükûnet” “mutluluk hormonu”nun kasları gevşetmesinin sonuçlarıdır.

Beyinde aşırı dozda gerçekleşen kimyasal olayların bedensel (kasların vücut biyoelektriğiyle şoklanarak aniden kasılması-gevşemesi) tepkilerine “özde yaşanan” duygular diyoruz. Tasavvuf/din ile ilgilenenler ise “kalbî cezbe, vecd, rahmet inmesi” diyor.

Demek ki cezbe insan beyninin bazı uyarılara karşı kimyasal işlemlerinde aşırı doz uygulamasıyla ilgili bir konudur.

Beyin bedendeki salgıları kullanarak;
—gözleri karartabilir,
—aşırı ışık parlamaları (nur görme zannı) oluşturabilir,
—belleğimizdeki (âyet-vecize-söz-müzik-gürültü v.b.) ses kayıtlarını sanal olarak tekrar dinleterek “ilham-vahiy geliyor” şeklinde dinî/tasavvufî kültürel şartlanmalarımızı tetikleyerek bizi kandırabilir,
—uyanıkken, uykuda, yarım uykuda (şeytan-cin-melek-peygamber-evliya-hayalet türü) sanal görüntüler oluşturabilir,
—acı-ağrı algısını azaltabilir-sıfırlayabilir,
—heyecan ve mutluluk hormonları salgılatarak sıkıntı ve ferahlık duygusu oluşturabilir,
—evrensel kayıtlardan (toplumsal bilinçaltı hafızasından) kendi dilinde veya başka dillerde süslü sözler aktartabilir…
Bunları en az üç yüz değişik şekilde yaşayabiliriz. Hepsini saymaya gerek görmüyorum…

Bunlar beynimizin doğal çalışma yöntemleridir fakat sonuçları bizim için psikolojik ve sosyal yaşam boyutumuzda doğal olmayan sonuçlar getirebilir. İlgili olduğumuz din, tasavvuf, cin, medyumluk, manyetik şifacılık, bitkisel şifacılık, telepati, fal, astronomi, UFO’culuk, rüyacılık, istihareye yatma,  v.b. konularda kendimizi “uzman” zannetme paranoyasına sürüklenebiliriz. Ve bu tür psikolojik rahatsızlıkların tedavisi ve geriye dönüşü de çok zordur hatta imkânsızdır. Zamanımızın sahte mehdileri (gerçeği var mı??? tartışılabilir), sahte evliyaları, sahte rasulleri, cincileri, sahtekâr Lokman Hekimleri, telepatları, falcıları, rüyacıları, sahte astrologları, UFO görücüleri ve benzerleri bu tür beyin kimyasından kaynaklanan psikiyatrik rahatsızlıklarla ortaya çıkmaktadır.

Yapacağımız şey beynimizin kimyasal doğasını çok iyi tanımak ve aşırı kimyasal tepkiler vermesini hiç ciddiye almamaktır. Beynimizin aşırılıklarını ciddiye almazsak, onu alkışlayarak şımartmazsak, “aydınlık ve/veya karanlık enerjik doğası”ndan korkmazsak… zamanla aşırı kimyasal tepkiler yaratmaktan vazgeçer. Beyin şımarık bir çocuk gibidir, onu yoldan çıkarmak da kolaydır yola sokmak da kolaydır. Beyni denetleyecek olan beyinüstü bilinç yapımızdır yani “düşüncemiz”dir.

Hiç kimseye özel hallerinin tedavisi veya daha da ileri gitmesi için, şunları yapın şunları yapmayın, şu duaları okuyun-okumayın diyebilecek  “ezoterik” “tasavvufi” “dinî” “tıbbî” bir eğitim türüne sahip değilim. Sadece konu hakkında “akla dayalı araştırma yöntemi” ile genel düşüncelerimi arz edebilirim ve arz ettim.

Kemal Gökdoğan
www.tasavvufdefteri.wordpress.com
kemalgokdogan@gmail.com

EK BİLGİLER:

CEZBE HAKKINDA BAZI KAYNAKLARDAN BİLGİLER

Cezbe:
Cezbe, Arapça kökenli bir kelime olup her hangi bir duygunun veya inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçmeye verilen isimdir. Günlük hayattaki kullanımının yanı sıra tasavvufi bir terimdir.
Tasavvufta Cezbe:
Allah’ın kulu (kişiyi) kendisine doğru çekmesi, kulun insani özelliklerinden sıyrılarak ilahi özellikleri kendisinde hissetmesi, bunun sonucu olarak da vecd halinde kendinden geçmesine verilen isimdir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Cezbe

***

Cezbe nasıl olur?
Sahabeler Peygamber Efendimiz (asv)’in yanında cezbe hali yaşıyorlar mıydı?
Cezbe hali, genellikle aklın hakimiyetini kaybettiği, kişinin coşkun duygu seline kapıldığı, dolayısıyla da bazen aklıselimin dışına çıkılabildiği, kişinin kendinden geçtiği bu ruhî dengesizliğin sonucu olarak, fizikî organlarda da anormal hareketlerin görüldüğü bir durum şeklinde algılanmaktadır. Sahabelerde bu anlamda bir cezbenin olmadığını söyleyebiliriz.

Fakat cezbe sözlük anlamı itibariyle bir şeye kapılmak, onun cazibesinin etkisine girmek, bütün benliğiyle onda hemhâl olmak anlamına gelir. Bu manadaki cezbe, sahabelerde de vardı. Bu hususu, Hz. Peygamber (a.s.m)’in vahiy kâtiplerinden Hz. Hanzala’nın şu ifadelerinden kolaylıkla anlayabiliriz:

Hz. Hanzala, Hz. Peygamber (a.s.m)’in yanında iken bulunduğu ruh haliyle, ondan ayrı olduğu zamanki ruh halinin farklı olmasından rahatsızlık duyar, bu durumun bir münafıklık alameti olabileceğinden endişe eder. Böyle bir halet-i ruhiye içerisinde evinden dışarı çıkıp Hz. Ebu Bekir (ra) ile karşılaşır ve ona “Hanzala münafık oldu.” demeye başlar. Konuyu açıklayınca da, Hz. Ebu Bekir aynı şeylerin kendisi için de söz konusu olduğunu söyler. Nihayet Hz. Peygamber (a.s.m)’in huzuruna gider ve aynı şeyleri orda da tekrarlar. Gerekçe olarak da

- “Ya Resulallah! Sizin huzurunuzda olduğumuz zaman bize cennet ve cehennemi hatırlatıyorsunuz, biz de her şeyi gözle görür gibi oluyoruz. Yanınızdan çıkıp gittiğimizde, çoluk çocuğa, dünyaya karışır da çok şeyleri unutuveririz.” der. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.m):

- “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer yanımda iken içinde bulunduğunuz ruh haletinizi  ve zikri dışarıda da devam ettirseydiniz, muhakkak ki, melekler yataklarınızda ve yollarınızda sizinle musafaha ederlerdi…” buyurur.(bk. Müslim, Tevbe, 12-13).
http://www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=article&aid=12585

CEZBE:
İslam Ansiklopedisi, 09-2-2006
Sürüklemek, kendisine çekmek. Sâlikin beşerî vasıflarından soyutlanma ile ilâhî sıfatları kazanma ve tecellileri müşahede etmesi anlamında bir tasavvuf terimidir.

Cezbe; Hakk’ın, kulunu kendisine çekmesinden hasıl olan istiğrak, derin şaşkınlık ve hayret sûretlerinde görünen manevî bir haldir.

Cezbe, kulun Hakk’a külfetsiz yaklaşması ve ilâhî inayetler ve lütuflar gereği hareket etmesidir. Aynı zamanda o, riyazet ve ibadete devamla duyguların yok edilmesidir. Cezbe, Allah’ın kulunu kendisine çekmesi, kulun Allah’a kavuşmasıdır.

Cezbe iki türlü olur. Bunlar da: 1-Hafî (gizli) cezbe, (kulun Hakk’ı sevmesi) 2-Celî (açık) cezbe; (Hakk’ın kulu sevmesi)dir.

Cezbeye tutulanlara meczûb denilir. Meczub; Hakk’ın rızasını kazanan, Hak tarafından yakınlığına lâyık görülen, her türlü hevâ ve heves lekesinden temizlenen ve bu sayede sülûk makam ve mertebelerine çalışmadan ve yorulmadan erişen ergin kimsedir. Bunlar, gayb esrârına vâkıf velîler olarak telâkki edilir. Bundan dolayı meczûb olanlardan çekinilir, gönülleri kırılmaktan sakınılır. Şathiyyat denilen sözleri hakkında sükût tercih edilir. Cezbede şart olan, istidattır. Bu istidat, Allah vergisidir. Kazanmakla elde edilmez. Sâlikte istidât ve kâbiliyet olmazsa, sadece riyâzet ve tasiye ile Hakk’a kavuşmak nasip olmaz.

Cezbeyi akıl hastalıklarından biri diye gösterirlerse de, cezbe cinnet değildir. Meczub da mecnun olamaz. Çünkü cezbe, hali değişken bir kimsenin idrakinin mutad beşer idrakinden daha da yükselerek, keşf-i hakâyıka doğru gitmesidir. Cinnet ise, beşer idrakinin manasız ve düzensiz bir şekilde aşağılara düşmesidir. Cezbede yükselme, cinnette alçalma vardır. (Osman Ergin, Balıkesirli Abdülaziz Mecdî Tolun, İstanbul 1942, s. 31-35).

Tasavvuf erbabınca manevî yolculuğa seyr-i sülûkla çıkılır. Burası, fena mertebelerinin (Tevhid-i Ef’âl, Tevhîd-i Sıfat ve Tevhîd-i Zât) kazanılıp tadına varıldığı kısımdır. Cezbe ise, Bekâ makamlarının (Cem’, Hazretü’l-cem ve Cemü’l-cem’) tadına varıldığı bölümdür. Sülûk mertebelerinde urûc; cezbe makamlarında da tedellî (nüzul) müşahede edilir. Sülûkun başlangıcı cezbenin nihayetidir. (H. Fehmi Kumanlıoğlu, Muhammed Nürü’l-Arabî, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir 1988, s. 60).

Bekâ billâh ismi verilen seyr-i fillâh, Cezbe makamıdır. Burada, Hakk’ın sıfatlan ve ahlâkıyla süslenip ufuk-‘ul a’lâ’ya ulaşılır. (Selçuk, Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatler, İstanbul 1984, s. 174).

Cezbeye tutulanlara Üveysi-meşrep de denilir. Şurasını ifade etmek gerekirse; mutasavvıflar, teklifi düşüren cezbe halini ve bir kimsenin bu mânâda cezbeye tutulmasını hoş görmezler, hatta tutulmuş olanları da kurtarmaya çalışırlar. Onlar, cazib olmayı meczup olmaya tercih ederler.
Hasan Fehmi KUMANLIOĞLU
http://www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=article&aid=457

***

“Vecdin ilimde erimesi, ilmin vecd içinde kaybolmasından yeğdir.”
Cüneyd-i Bağdadi

***

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 77 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: