(…) ŞU AKLIMA TAKILDI AYDINLATIRSANIZ SEVİNİRİM..
Bir çok materyalist arkadaşım var ve ölünce kendilerini YOK hissedeceklerine inanıyorlar. O halde onlar da bu hissi mi yaşayacaklar ölüm sonrasında.
(N.Ö.’ün sorusu)
CEVABIMIZ:
1950’li yıllardan sonra akademik inceleme haline gelen “ENERJİ VE MADDE AYNIDIR” teorisi “BÖLÜNEMEZ ATOM MODELİ” bilimsel(???) kabulüne dayalı MATERYALİZM’in tahtına son vermiştir. Materyalist düşünce elbette pes etmemiş kendini revize ederek “MADDE YOĞUNLAŞMIŞ ENERJİDİR” felsefesi ile yoluna devam etmiştir.
Çok eski materyalistler öldükten sonra toz zerreleri olarak evrene dağılıp gideceklerine… madde evrenden gelip madde evrene döneceklerine inanıyorlardı.
Madde yoğunlaşmış enerjidir felsefesi ile düşünen “ÇAĞDAŞ MATERYALİSTLER” enerjinin sonsuz bir döngü içinde olduğuna inanır. İnsanın da “BİR ENERJİ DALGA BOYUTU” olduğunu kabul eder. Sonsuz enerjiden madde yoğunluğuna geldiklerine ve yoğunluğu kaybedince yine sonsuz enerji denizine döneceklerine inanırlar.
Böylece çağdaş materyalizm RUH ve MADDE formlarını ENERJİ ile birleştirmiştir. Enerji teorileri geliştikçe ve değiştikçe çağdaş materyalizm de değişime devam etmektedir.
Hz. Muhammed a.s. ve diğer Rasuller çağdaş materyalizmden binlerce ve hatta yüz binlerce yıl önce (Hz. Âdem’den beri) RUH ve MADDE formunu Allah’ın ilmi olarak tanımlamışlardır. Bu tanım Rasulullah a.s.’dan bize ulaşan sonsuzluğun özetinde şöyle açıklanır:
“İNNA LİLLAHİ VE İNNA İLEYHİ RACİUN”
… Doğrusu biz Allah’ınız / Allah’a aidiz / Allah içiniz ve O’na dönücüleriz (yani: Allah’a ait özelliklerin açığa çıkması için varız ve sonuçta bunun böyle olduğunu farkedip yaşayacağız) (BAKARA SÛRESİ 156. ÂYET’den bir cümle).
Zamanla bu âyet meâli “ALLAH’DAN GELDİK ALLAH’A DÖNÜCÜLERİZ” mânası ile tasavvuf dünyasında bir parola haline gelmiştir.
Evet insan madde evrenden gelmemiştir ve madde evrene dönmeyecektir. İnsan yoğunlaşmış enerjiden gelmemiştir ve seyrelerek tekrar enerji denizine dönmeyecektir. Madde ve enerji evren modeli İslâm gerçeğinde yine Allah ilminde bir hayal, bir sanal, bir varsayım, bir ilim kabul edilir.
Her insan ve sonsuz boyutlarıyla tüm varlık… Allah ismi ile anlatılan hiç başlamamış ve hiç bitmeyecek olanın bir yansımasıdır. Yansının… Allah’dan ayrı bir bedeni, ruhu, enerjisi ve maddesi yoktur. Yansıma (evren ve insan ve vs.) betimlemesi dahi bir gerçeği anlatmaya yarayan metafordur.
Ezberlediğimiz bilgilere göre… Allah başka boyutta bekleyen ve lâzer ışınları ile üç boyutlu (artı zaman ile dört boyutlu) yansılarını oynatan tanrımsı öz değildir. Allah’ın yansımasını (tecellisini) anlatacak DOĞRU anlamlar olmadığı için… mecburen bu tür metaforlar kullanılmaktadır.
Yunus Emre’nin meşhur ; “ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜM YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM” metaforu gerçeği örneklemek için oluşturulmuştur. Yunus bedensel ve ruhsal varlığının Allah ilmi olduğunu vurgulaktadır, Yunus’un bu sözleri Hıristiyanlık felsefesinde olduğu gibi Tanrı’nın İsâ bedeniyle yeryüzüne inmesi gibi anlaşılmamalıdır.
Allah varlığın sınırsız boyutları ve her boyutun sınırsız sayısız birimleri şeklinde bir yerden (kendisinden) bir yere yansımamakta, ezelden ebede kendisi olarak var olagelmektedir. Allah’ın yansımadığını biliyoruz fakat yansıyormuş gibi bir felsefe yaparak bir gerçeği fark etmeye çalışalım.
“O”;
madde olduğuna inandığı yansımada materyalisttir,
ruh olduğuna inandığı yansımada spiritüalisttir,
enerji olduğuna inandığı yansımada bir enerji demetidir,
bunların hiç birisi olmadığına inandığı yansımada hiçliktir,
her şey olduğuna inandığı yansımada öze ermiş bir bilgedir,
yaratılmış olduğuna inandığı bir yansımada mahluktur (sonradan varlıktır),
kendisini yaratan bir tanrı varlık tasarladığı yansımada ikileyicidir (müşriktir),
kendisinin doğduğuna, doğurduğuna, çok olduğuna, başkasına muhtaç olduğuna inandığı yansımada bir TANRI KULUDUR.
Ve;
doğurmadığını (geçici varlıklar yaratmadığını) (lem yelid),
doğmadığını (kendisini var eden olmadığını) (lem yûled),
varlığının başka bir varlığın dönüşümüne tecellisine dayanmadığını (samed),
varlığın çok çeşitli bir düzen değil tek varlığın sonsuz boyutlu olduğunu (ahad) bildiği yansımada “kendisine dönmüş” bir ALLAH KULUDUR (abduhû’dur).
Abd;
yâni kul
yâni yansıma
yâni gölge
yâni hayal
yâni yokluk…
yâni KENDİSİ;
“NASIL İNANIYORSA ÖYLE YAŞAR, NASIL YAŞIYORSA ÖYLE ÖLÜR, NASIL ÖLDÜYSE ÖYLE DİRİLİR” ve sonsuzca öylece devam eder.
Meselâ… madde veya enerji beden olduğunu kabul eden, öldükten sonra madde veya enerji bedeninin yok olacağına inanan klasik materyalist veya çağdaş materyalist her canlı gibi ölünce boyut değiştirmiş olur. Yeni boyutunda kendisini hâlâ madde/enerji bedenli bir varlık “İNSAN” olarak algılar. Dünyada kalanlara ve dünyada bıraktığı madde/enerji bedenine bakar ve onların dünya rüyası içinde hayalî soyut varlıklar olduğunu görür. Ve şöyle seslenir;
—“Ben hâlâ ölmedim. Ben hâlâ maddeyim, enerjiyim, bedenim, insanım. Bir rüyada imişim… uyandım. Şimdi gerçekten maddeyim, gerçekten enerjiyim ve gerçekten yeni bir madde boyutundayım… bir gün gelecek bu yeni madde ve enerji boyutunda (yani ahirette) benim bedenim toz zerrelerine dönüşecek ve sonsuz evrene karışarak yok olup gidecek. Bir gün gelecek benim yoğunlaşmış enerji bedenim seyrelecek ve sonsuz enerji denizine dönecek. Ben size şimdi benim için bir hayalden ibaret olan dünya boyutunda bunların aynısını söylemiştim. Şimdi bir üst boyuttayım ve yine ölmeyi ve yok olmayı bekliyorum… Sizin inandığınız tanrıyı ve ruhu ben burada da göremiyorum… Ben burada da tanrısız ve ruhsuzum!!! ”
Evet… bu dünyada neysek gelecekte de O’yuz ve değişmeyeceğiz.
Yok olacağına inanan ebedi yok olmayı bekler…
Ebedî var olacağına inanan ebediyen var olmayı bekler…
Var ve yok olmadığına… var ve yok olmayacağına İNANAN bir YANSI da ebediyen kendisinin NE OLACAĞINI BİLEMEZ. Ebediyen KENDİ BİLİNMEZLİĞİnin ebedî EN BİLİNEN kulluğunu yapar, sonsuzca.
Materyalizmi en son BİLİMSEL versiyonlarıyla inceleyen bir materyalist… İslâm Sûfizminin günümüze bakan çağdaş anlatımını da dikkatle incelerse “NEREDEN GELMEDİĞİNİ VE NEREYE DÖNMEYECEĞİNİ”… “BİR YERDEN GELİP BİR YERE DÖNECEKLERİNE” inananlardan daha çabuk kavrayabilir. Ebedî var olmak veya ebedî yok olmak paradoksuyla uğraşmaktan vazgeçer.
Kemal Gökdoğan
www.tasavvufdefteri.wordpress.com
kemalgokdogan@gmail.com
NOT: Bu yazım Yorumsuz Blog Arşivlerinde kayıtlıdır.
Yazı yeniden düzenlenerek Tasavvuf Defteri’nde yayımlanmıştır. (KG)
***
NOT: ”YOK OLAMAYAN”LAR YAZIMIZLA ÖRTÜŞEN BİR FİLM: DİĞERLERİ
FİLM YORUMUM: Baştan son sahnelere kadar oldukça anlamsız ve sıkıcı bir gösterim olarak hazırlanmış. Düğüm son sahnelerde çözülüyor… Yabancı film seyretmeyi sevmeyenler için filmin mesajını kısaca vereyim. Konakta yaşayan bir kadın ve iki çocuğu aslında ölmüştür fakat öldüklerini bilmemektedirler. Konakta diğer boyuttan duydukları sesleri ve algıları hayaletlere bağlarlar, aslında hayalet kendileridir… Bence seyredilmeye değer bir film. Filmi bağlantıdan izleyebilirsiniz: http://www.sinemalar.com/film/961/Digerleri/
Ebediyen KENDİ BİLİNMEZLİĞİnin ebedî EN BİLİNEN kulluğunu yapar, sonsuzca.
Son söz bu olsa gerek daha ne densin’ki…
BİZ GÜZELİZ :
Bütün güzeller güzelliğini bizden alır,
Bugün bizi görmeyen yarın dona kalır,
Bu alemde aşk bilmeyen bizsizliktendir,
Mahşere kalma görki aşk sensizliktendir.
S.Öztaş