Yorum yapın

Monoteizmin Gölgesinde Kalan Tevhid İnancı

“Hz. Muhammed a.s.’ın beyan ettiği “İslâm hakikati” monoteist/tek tanrılı bir din zannediliyor ve Müslümanların çoğunluğu (siz de dâhil) monoteizmin gölgesinde kalarak “gerçek tasavvuf düşüncesi”nin fark ettirmeye çalıştığı “Muhammedî yolun gerçek tevhit” bilgisinden mahrum kalıyor… Müslümanlar “İslâm hakikati”ni monoteist bir inanç gibi yaşarsa batılı araştırmacılar da “İslâm”ı tek tanrılı bir din olarak algılar ve anlatır.”

*** 

 Önbilgiler:

Monoteizm:

Monoteizm, Fransızca kökenli bir sözcüktür. Türkçede “tek tanrıcılık” olarak da adlandırılır. Yunanca μόνος (tek) ve θεός (Tanrı) sözcüklerinden türemiştir. Tek bir tanrıya inanma, tapınma manasındadır.

Zerdüştlük ve İran dinleri içerisinde, tek tanrı inanışına yer vermesi bakımından, en dikkat çekicisi Zerdüştilik ‘tir. Bu din, adını kurucusundan alır. Bu dine, dayandığı tek tanrı Ahura Mazda ‘ya nispeten “Mazdeizm” de denir.

Semavi dinler genel anlamda monoteist (inançlar) olarak tanımlanırlar.

Monoteizmde Tanrı:

Tanrının dünyadan ayrı ve tek olduğuna inanılır. En büyük tektanrıcı sistemler tanrıyı metafiziksel düşüncede vahiy otorite ya da inanç temeli üzerinde var olduğu kabul edilen, varlık ve değerin kaynağı olan mutlak, zorunlu, yüce varlık olarak kabul eder. Tanrı; doğanın bir parçası olmayan, ama doğanın yaratıcısı ya da nedeni olan, zaman ve mekân kavramlarının kendisine uygulanamayacağı, varlığa gelmiş olduğu düşünülemeyen, doğadan çok daha kudretli ve mutlak iyi olan doğaüstü, ezeli-ebedi ve sonsuz varlıktır.

Başta Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam olmakla birlikte pek çok dinde tektanrıcı öğelere rastlanır.

Tek tanrıcılığa dayalı bu üç dinde tanrı, birlik ve yalınlık(ezeli varlık olarak tanrı) özelliklerini taşır. Ayrıca sadakatin ve güvenirliğin ifadesidir. Panteizm’deki tanrı anlayışından farklı olarak tek tanrılıktaki tanrının kendi kişiselliği vardır. Kendi iradesiyle hem doğal hem de tinsel dünyalar yaratmıştır. Tanrı aynı zamanda en yüksek iyiliğin kaynağıdır.

İslam, Allah’ın insanlara Hz. Muhammed (sav) aracılığı ile gönderdiği son ilahi dindir. Arapçada seleme (Allah’a tamamen bağlanmak) kökünden gelen İslam sözcüğünün Türkçe anlamı “Allah’a ve onun buyruklarına kayıtsız şartsız inanan” demektir. Bu kelime aynı zamanda, Hz. Muhammed aracılığıyla ilkeleri bildirilen ve Müslüman adı verilen (Arapça İslamlığı kabul eden anlamına, Müslim’den) 600 milyon insanı bünyesinde toplamış büyük bir dinin de adıdır.

İbranice kutsal metinler, İsrail oğullarının öbür tanrıların varlığını yadsımaksızın bir tanrıya tapmış olduğunu gösterir. Hıristiyanlıkta ise üçlü “baba, oğul, kutsal ruh” üçlemesi vardır. Bunlar bu iki dini tektanrıcılıktan uzaklaştırmaktadır. Tektanrıcılık Hıristiyanlıkta ve Yahudilikte İslam’da olduğu kadar vurgulanmaz. İslam inancına göre Allah birdir, varlığının başlangıcı ve sonu yoktur, yaratılmış şeylerin hiç birine benzemez.

( Türkçebilgi ’den alınmıştır) http://www.turkcebilgi.com/monoteizm/ansiklopedi

***

Politeizm veya Çoktanrıcılık:

Birden çok tanrıya inanmak, tapınmaktır.

Sözcük, etimolojik açıdan, Yunanca poly (çok) ve theoi (tanrı) sözcüklerinden türemiştir.

Birçok antik din, geleneksel tanrıların toplandığı panteonlarla, politeistik bir yapıya sahipti. Bu panteonlar ve farklı tanrılar uzun bir zaman dilimi içerisinde kültürel değiş tokuş ve deneyimle yoğrularak gelişmiştir. Eski toplumların birçoğu politeistti. Politeizmdeki önemli bir nokta, birçok tanrıya tapınmanın her şeyi bilen ve her şeyden güçlü bir ilahi varlığa inancı da içerebileceğidir. Nitekim çoğu politeistik dinde, panteonun başında, her şeyden ve diğer tanrılar da dâhil herkesten güçlü ve bilge bir baş tanrı figürü bulunur.

Politeistik inanç sistemlerinde, tanrılar bireysel yetenek, ihtiyaç, hikâye, arzu ve özelliklere sahip karmaşık kişilikler olarak ortaya çıkar. Çoğu zaman bu tanrılar sınırsız güç ve bilgiye sahip değildir, bunun yerine, insan benzeri kişisel özelliklere sahip, ek olarak bazı bireysel (doğaüstü) güç, yetenek ve bilgiye sahip olarak tasvir edilirler.

Politeistik bir panteonda, tanrıların birden çok ismi olabilir ve her isim tanrının belirli bir rolüne veya hikâyesine gönderme yapıyor olabilir. Diğer bir deyişle de putperestliktir. Politeizm (putperestlik)in genel prensipleri şunlardır:

1-Tanrılarının sayıları belirsizdir.

2-Her tanrının ayrı bir görevi vardır birden çok şeyi yapamaz, örneğin güneş tanrısı sadece güneşle ilgili olayları yapar.

( Wikipedia ’dan alınmıştır) http://tr.wikipedia.org/wiki/Teizm

***

Teizm, Tanrıcılık:

İnsanlara din gönderen bir Tanrı inancı üzerine kurulu felsefe görüşüdür.

Tanrı’nın varlığını kabul eden diğer inanışlar Deizm , Panteizm ve Pan-enteizm’dir. Teizm’i bu inançlardan ayıran nokta, Tanrı’nın insanlara din gönderdiğine inanılmasıdır.

Teist görüşler, aşağıda sıralanan kuramlardan hareketle tanrı’nın varlığını ispat etmeyi amaçlarlar. Teizmi veya teist görüşleri benimseyenlere teist denir.

Batı Felsefesinde Teist Kuramlar:

Tanrı Mükemmeldir (Ontolojik Kuram) : Tanrı’nın varlığını var olması ile açıklar. Tanrı’nın her bakımdan kusursuz olduğunu ifade eder. Diğer kuramların hepsini kapsar. İlk olarak 11. yüzyılda Aziz Anselmus tarafından proslogium adlı eserinde ortaya atılmıştır. 15. yüzyılda Dekart Meditasyonlar isimli eserinin ikinci bölümünü bu konuya ayırmıştır.

Tanrı Yaratıcıdır ( Varlığın ortaya çıkması kuramı): Var olan her şey, mantıken onu yaratan bir varlığa muhtaçtır. Evren de zaman içinde sonradan meydana geldiğine göre, onu meydana getiren varlık Tanrı’dır.

Tanrı sonsuz güçlüdür: Tanrı’nın gücü her şeye yeter, sınırsızdır. Dekart’a göre bu güç tamamen sınırsızdır, Aquinas gibi diğer bazı filozoflar ise bazı sınırları olduğunu belirtmiştir.

Tanrı her şeyi bilir.
Tanrı zaman ve mekândan bağımsızdır.
Tanrı kendi kendine yeterlidir.
Tanrı tarifsizdir.
Tanrı duygulardan bağımsızdır.

( Wikipedia ’dan alınmıştır) http://tr.wikipedia.org/wiki/Teizm

***

Deizm veya Yaratancılık:

Evreni bir tanrının yarattığına inanmakla beraber yaratıcının evrene hiç bir müdahalesi olmadığını savunan görüştür. Tanrının evrene müdahalesi açısından “teizm” kavramından farklıdır.

Deistler genelde doğaüstü olayları (kehanet veya mucizeler), yaratanın dinlerle olan bağını, kutsal metinleri ve ortaya çıkmış bütün dinleri reddederler. Bunun yerine; deistler doğru dini inanışların insan mantığında ve doğal Dünya’nın kanunlarında görmeyi tercih ederler. Bu doğrultuda da; varolan tek bir tanrının varlığını kabul ederler.

( Wikipedia ’dan alınmıştır) http://tr.wikipedia.org/wiki/Deizm

***

Panteizm:

Panteizm ya da Tümtanrıcılık (Doğatanrıcılık, Kamutanrıcılık) Evrenin bütününü Tanrı olarak kabul eden felsefi görüştür. Panteizm’de, pan-enteizm’den (kamusaltanrıcılık) farklı olarak her şey Tanrı’nın bir parçası olarak kabul edilir, Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı’dır. Tanrı’nın evrenden ayrı ve bağımsız bir varlığı yoktur. Tanrı doğada, nesnelerde, insan dünyasında vardır.

Pandeizm:

Panteizmin deistik formudur.

Spinoza’nın ağırlıklı Panteizm algılayışına göre, Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı’dır. Tanrı-evren-insan ayırımı yoktur, böyle bir ayrım aklın yanılsamasıdır. Tanrıbilimsel olarak; Tanrı, evren ve insan; birdir, aynıdır. Aşkın bir Tanrı var olmadığı gibi, herhangi bir yaratmadan da söz edilemez. Spinoza’nın bu görüşü, ailesinin göç ederek ayrıldığı Endülüs İspanya’sındaki ünlü mutasavvıf Muhiddin-i Arabî’nin etkisiyle oluşmuştur. Bilindiği gibi, Arabî’nin görüşü “Vahdet-i Vücut” olarak ileri sürülmüştü. Ancak birçoklarının sandığının aksine, Spinoza’nın Panteizmi ile Arabî’nin Vahdet-i Vücut anlayışı birbirinin aynı değildir. Spinoza’da, Tanrı evrendedir ve evren kadardır. Arabî’de ise Evren, Tanrı’dadır ve bu durum Tanrı ‘yı sınırlamamaktadır. [Spinoza Yahudi filozofudur fakat İslâm tasavvufuna daha çok uyan görüşleri nedeniyle Yahudi cemaatinden aforoz edilmiştir. İbni Arabî vahdet-i vücutçu değildir fakat düşünceleri batıda başka bir kavram ile ifade edilememektedir... K. Gökdoğan]

İngiliz düşünürü White Head’e göre, Tanrı’nın her türlü değişmenin ötesinde değişmez bir niteliği ve bunun yanında bir de değişen ve oluşan bir niteliği vardır. Tanrı değişmeyen yanıyla devinimi başlatmıştır ve evrenin bilincindedir. Ancak Tanrı bu konumda kalmış olsaydı; ilk devindirici, özgür, öncesiz ve yetkin olarak kalacak ama varoluşa katılmamış olacaktı. Diğer niteliği ile ise Tanrı, değişme ve oluşma sürecinin içinde ve bilincindedir. Bu nedenle Tanrı’nın evrende içkin (evrenin maddesine karışmış, evrenin içinde bulunan) olduğunu söylemek de doğrudur. Evrenin Tanrı’da içkin olduğunu söylemek, Tanrı-evren ilişkisinin karşılıklı olduğunun farkına varışın göstergesidir.

Süreç felsefesi olarak da ifade edilen ve White Head ‘le başlayan bu akıma Pan-enteizm ya da Diyalektik teizm denir. Pan-enteizme göre Tanrı, hem değişmeyen (mutlak), hem de değişen (göreli) dir. Hem zamanın içinde, hem dışında; hem sonlu, hem de sonsuzdur. Aynı zamanda hem tikel, hem tümel; hem neden, hem sonuçtur.

Hartshorne, Tanrı’nın bir soyut bir de somut iki yüzü olduğunu söyler. Soyut niteliğiyle Tanrı; mutlak, etkilenmez, erişilmez ve değişmezdir. Somut yanıyla ise etkilenir ve değişir. Tanrı bu iki niteliğinde de yetkindir. Ancak bu yetkinlik klasik Teizmdeki gibi değildir. Oradaki yetkinlik, değişmeyen donmuş bir yetkinliktir. Buradaki yetkinlik değişir, ancak bu değişme Tanrısal bir değişmedir. Yani yetkinliğe doğru değil, yetkinlik içinde bir değişmedir. Bu tanımla Pan-enteizm, hem Deizmden hem de Panteizmden ayrılır.

Özet olarak; Panteizm ile Pan-enteizm arasında önemli bir fark vardır. Panteizmde her şey tanrıdır. Pan-enteizmde ise, her şey Tanrı’dan sudur etmiştir (oluşmuştur). Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı’ya dönmektir. Bunun da yolu tek evrensel yasa olan evrim/tekamül’den geçmektir.

( Wikipedia ’dan alınmıştır) http://tr.wikipedia.org/wiki/Panteizm

***

Pan-enteizm, panteizm’de olduğu gibi Evren’in kendisinin tanrı olduğunu kabul etmez, panteizm’den farklı olarak her şeyin tanrıdan oluştuğunu düşünen felsefi görüştür.[İmam Rabbanî'nin 'Her şey Allah'dan'dır' özetindeki düşünceleri batıda pan-enteizm kavramıyla ifade olunmaktadır... K.Gökdoğan]

( Wikipedia ’dan alınmıştır) http://tr.wikipedia.org/wiki/Pan-enteizm

***
**
*

A. N. ismi ile e-postama gelen mesajdan alıntı:

Tarikat ehlinin inancı, islamın tevhid inancıyla bağdaşmaz.

Kuran, hedef kitle olarak en çok müşriklerden yani Allah’a ortak koşanlardan söz etmekte onların inancını şöyle anlatmaktadır.

And olsun ki, o Allah’a ortak koşanlara: “Şu gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlak ve muhakkak Allah diyeceklerdir.  (Lokman, 25)

And olsun ki, o Allah’a ortak koşanlara: “Şu gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlak ve muhakkak Aziz ve Alim olan Allah diyeceklerdir.  (Zuhruf, 9)

And olsun ki, o Allah’a ortak koşanlara: “Şu gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim buyruğu altına aldı?” diye sorsan mutlak ve muhakkak Allah diyeceklerdir.  (Ankebut, 61)

And olsun ki, o Allah’a ortak koşanlara: “Şu gökten kim su indirdi de onunla, cansız kalmasından sonra bu yeryüzüne hayat verdi?” diye sorsan mutlak ve muhakkak Allah diyeceklerdir. (Ankebut, 63)

Görüldüğü üzere Kuran’ın müşrik olarak vasıflandırdığı topluluklar da Allah’ı inkâr etmiyorlar ve O’nun yegâne yaratıcı olduğuna inanıyorlar. O halde müşrikler hangi inançlarından dolayı Allah’a ortak edinmiş oluyordu? İşte O’nu Kuran’ı Kerim şöyle anlatmaktadır:

Dikkat edin!.. Halis din sadece Allah’ındır. ALLAH İLE BERABER BİR TAKIM DOSTLAR EDİNENLER “BİZİ SIRF ALLAH’A İYİCE YAKLAŞTIRSINLAR DİYE ONLARA İBADET EDİYORUZ”  derler. O MÜŞRİKLER KENDİLERİNE BİR KUVVET VESİLESİ OLSUN DİYE ALLAH’LA BERABER İLAHLAR EDİNDİLER. Elbette Allah, onların hakkında ihtilaf ettikleri hususlarda aralarında hükmünü verecektir. Allah kafirlere ve yalancılara hidayet etmez. (Zümer Suresi, 03)

O müşrikler, Allah’ın yanı sıra kendilerine zarar da veremeyen, fayda da sağlamayan putlara tapıyorlar ve “BU PUTLAR ALLAH KATINDA BİZİM ŞEFAATÇİMİZDİR!” diyorlar. (Yunus Suresi 18. Ayet)

De ki: “Allah’ın ortağı olduğuna inandığınız ilahlarınızı çağırın çağırabildiğiniz kadar! Onlar ne sizin sıkıntınızı giderebilir, ne de onu başka yere çevirebilirler!” (İsra 56. Ayet)

Müşriklere de ki: “Allah’la beraber edindiğiniz ilahlara istediğiniz kadar yalvarın. Onların ne gökte ne de yerde zerre miktarına güçleri yetmez. Onların, Allah’ın yanında bir ortaklığı da yoktur. O’nun da onlardan bir yardımcısı yoktur. ( Sebe, 22 )

ŞÜPHESİZ ALLAH DOĞRU SÖYLEMİŞTİR.

Müşrikler Allah’a ulaşmak için taştan, tahtadan yaptıkları putları aracı ediniyordu. Tarikat ehli de etten kemikten insanları… Zaman içerisinde putlar değişti ama kâfirlik ve müşriklik alabildiğine devam etti. Azınlık da TEVHİD inancını keşfedip, sadece ALLAHA MÜRİD OLMANIN, SADECE ALLAHA KUL OLMANIN HUZURUNU YAŞADI.

A.N.’nin Mesajına Cevabım:

Ve lein seeltehüm men halekas Semavati vel Arda leyekulünnAllah* kulilHamdü Lillah* bel ekseruhüm la ya`lemun;

Yemin olsun ki eğer onlara: “Semavat’ı ve Arz’ı kim yarattı?” diye sorsan, elbette: “Allah” diyecekler… De ki: “El-Hamdu Lillah= Hamd, (tüm Esma ve sıfatın sahibi) Allah’a aittir!”… Hayır, onların ekseriyeti bilmezler. (Lokman, 25)

Ve lein seeltehüm men halekas Semavati vel Arda le yekulünne halekahünnel Aziyzül Aliym;

Yemin olsun ki eğer onlara: “Semaları ve Arz’ı kim yarattı?” diye sorsan, elbette: “Onları, Aziyz ve Alim olan yarattı” diyecekler. (Zuhruf, 9)

Ve lein seeltehüm men halekas Semavati vel Arda ve sahhareş Şemse vel Kamere le yekulünnAllah* feenna yü`fekûn;

Yemin olsun ki eğer onlara: “Semaları ve Arz’ı kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı kim musahhar kıldı (boyun eğdirdi) ?” diye sorsan, elbette: “Allah” diyecekler… Nasıl çevriliyorlar peki?. (Ankebut, 61)

Ve lein seeltehüm men nezzele mines Semai maen feahya Bihil Arda min ba`di mevtiha leyekulünnAllah* kulil Hamdü lillah* bel ekseruhüm la ya`kılun;

Yemin olsun ki eğer onlara: “Sema’dan su’yu tenzil edip de, ölümünden sonra onunla (B sırrınca) Arz’ı kim diriltti?” diye sorsan, elbette: “Allah” diyecekler… De ki: “El-Hamdu lillah= Hamd, Allah’a aittir!”… Hayır, onların ekseriyeti akletmezler. (Ankebut, 63) (B. Meal/H.Güler)

Bu âyetlerde dikkatinizden kaçan bir özellik var. Önbilgileri dikkatlice okuyup tekrar tefekkür ederseniz ve esbabı nüzul (âyetlerin nâziline neden olan olaylar) ile âyet mânâlarını sınırlamazsanız Kuran’ın burada “eski Arap şirk inanış” modeli ile birlikte “teistik ve deistik” düşünceyi evrensel kriterlere göre eleştirdiğini göreceksiniz.

Kuran zannedildiği gibi
“teistik ve deistik” anlamda
ve
eski Arap şirk inanışındaki yaratıcı tek tanrı inanışı ile
Hz. Muhammed a.s.’ın beyanındaki
“Allah hakikati”nin evreni kendi nurundan halk etmesini aynı kabul etmez.

Kuran’da evrenin “Allah Hakikati”nden var edilişi hakkındaki bazı âyetler şunlardır:

HUvelleziy halaka leküm ma fiyl’Ardı cemiy’an sümmesteva ilesSemai fesevvahünne seb`a Semavatin, ve HUve Bikülli şey`in Aliym;

O (Allah) ki, Arz’da olanların tümünü sizin için halketti… Sonra o ma’lum/tek Sema’ya yöneldi/istiva etti de onları yedi semavat olarak tesviye etti… O (Allah) Bi-külli şey’in (herşey’in kendisinde olarak) Aliym’dir. (Bakara, 29)

Kul eraeytüm şürekâekümülleziyne ted`une min dunillah* eruniy mazâ haleku minel Ardı em lehüm şirkün fiys Semavat* em ateynahüm Kitaben fehüm alâ beyyinetin minh* bel in yeıdüz zalimune ba`duhüm ba`dan illâ ğurura;

De ki: “Allah’dan gayrı çağırdığınız/tapındığınız ortaklarınızı gördünüz mü?… Gösterin bana, Arz’dan ne yarattılar?”… Yoksa onların Semavat’ta bir şirki (ortaklığı) mı var?… Yoksa kendilerine bir kitab verdik de onlar Ondan bir beyyine (açık delil, sıfat) üzere midirler?… Bilakis zalimler birbirlerine ğurur (aldanış, aldatmak) dan başka bir şey va’d etmezler. (Fâtır, 40)

HalekAllahus Semavati vel Arda Bil Hakk* inne fiy zâlike leayeten lilmu`miniyn;

Allah, Semaları ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattı (hükümleri geçerlidir, hakları ihmal edilemez)… Muhakkak ki bunda mü’minler için elbette bir ayet vardır. (Ankebut, 44)

Ve ma halaknesSemavati vel Arda ve ma beynehüma illâ BilHakk* ve innes saate leatiyetün fasfahıssafhal cemiyl;

Biz, Semavat’ı, Arz’ı ve ikisi arasındakileri ancak Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattık… Muhakkak ki o saat elbette gelicidir… O halde güzel bir safh (af edicilik, hoş görü; Hakkani görüş) ile davran. (Hicr, 85)

Halekas Semavati vel Arda Bil Hakk* teala amma yüşrikûn;

(O), Semavat’ı ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattı… Onların ortak koştuklarından âlidir. (Nahl, 3)

Elem tera ennAllahe halekas Semavati vel Arda Bil Hakk* in yeşe` yüzhibküm ve ye`ti Bi halkın cediyd;

Görmedin mi ki Allah Semavat’ı ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yaratmıştır… Eğer dilerse (me’şiyyeti ile) sizi giderir ve (Bi-) halk-ı cediyd (yepyeni, orijinal bir yapı) olarak (B sırrı?) gelir/yeni bir halk getirir. (İbrahim, 19) (B Meal/H.Güler)

Evet gördüğünüz gibi “teistik ve deistik” düşünce ve şirk düşüncenin yaratıcı tanrı modeli nerede?

Kuran’ın;

“Halekas Semavati vel Arda Bil Hakk teala amma yüşrikûn;”…

“Allah, Semaları ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattı (hükümleri geçerlidir, hakları ihmal edilemez)… Muhakkak ki bunda mü’minler için elbette bir ayet vardır.

Uyarısı nerede?

Değerli A.N. “Tarikat ehlinin inancı, islamın tevhid inancıyla bağdaşmaz” diyerek kendinizi “tevhid” kefesine koymaya çalışırken “teistik ve deistik” çizgiye fark etmeden kayıyorsunuz. Ve siz yine kendi tabirinizle “Tarikat ehli”ni şirk ile yargılarken şirkin içine yuvarlanıyorsunuz, lütfen kendinize dikkat edin.

“Tarikat ehli”nin inancını ben şirk ile itham etmem veya tevhiddir diyerek alkışlamam… bunlar üzerime vazife de değildir. Siz iyi niyetle veya üzerinize görev addederek uyarabilirsiniz, size de karışamam. Fakat bana değer verip beni de şirk içinde görerek e-postama iyi niyetle bir uyarı mesajı göndermişsiniz, ben de sizin düşünce yapınız hakkında iyi niyetli tahlillerde bulunmak isterim.

Diyorsunuz ki:

Görüldüğü üzere Kuran’ın müşrik olarak vasıflandırdığı topluluklar da Allah’ı inkâr etmiyorlar ve O’nun yegâne yaratıcı olduğuna inanıyorlar. O halde müşrikler hangi inançlarından dolayı Allah’a ortak edinmiş oluyordu? İşte O’nu Kuran’ı Kerim şöyle anlatmaktadır:

[İkinci grup âyetler]

Dikkat edin!.. Halis din sadece Allah’ındır. ALLAH İLE BERABER BİR TAKIM DOSTLAR EDİNENLER “BİZİ SIRF ALLAH’A İYİCE YAKLAŞTIRSINLAR DİYE ONLARA İBADET EDİYORUZ.”  derler. O MÜŞRİKLER KENDİLERİNE BİR KUVVET VESİLESİ OLSUN DİYE ALLAHLA BERABER İLAHLAR EDİNDİLER. Elbette Allah, onların hakkında ihtilaf ettikleri hususlarda aralarında hükmünü verecektir. Allah kafirlere ve yalancılara hidayet etmez. (Zümer Suresi, 03)

O müşrikler, Allah’ın yanı sıra kendilerine zarar da veremeyen fayda da sağlamayan putlara tapıyorlar ve “BU PUTLAR ALLAH KATINDA BİZİM ŞEFAATÇİMİZDİR!” diyorlar. (Yunus Suresi 18. Ayet)

De ki: “Allah’ın ortağı olduğuna inandığınız ilahlarınızı çağırın çağırabildiğiniz kadar! Onlar ne sizin sıkıntınızı giderebilir, ne de onu başka yere çevirebilirler!” (İsra 56. Ayet)

Müşriklere De ki: “Allah’la beraber edindiğiniz ilahlara istediğiniz kadar yalvarın. Onların ne gökte ne de yerde zerre miktarına güçleri yetmez. Onların, Allah’ın yanında bir ortaklığı da yoktur. O’nun da onlardan bir yardımcısı yoktur. ( Sebe, 22 )

ŞÜPHESİZ ALLAH DOĞRU SÖYLEMİŞTİR.

Müşrikler Allah’a ulaşmak için taştan tahtadan yaptıkları putları aracı ediniyordu. Tarikat ehli de etten kemikten insanları… Zaman içerisinde putlar değişti ama kafirlik ve müşriklik alabildiğine devam etti. Azınlık da TEVHİD inancını keşfedip sadece ALLAHA MÜRİD OLMANIN SADECE ALLAHA KUL OLMANIN HUZURUNU YAŞADI.}

Diyorum ki:

Evet müşrikler Hz. Muhammed a.s.’dan evvel atalarından miras aldıkları “teistik ve deistik” bir tanrı modeline inanıyorlardı. İsmine de aynen “Allah” diyorlardı. Müşrik Arapların inandıkları yaratıcı tek tanrı modelinin isminin “Allah” olması Muhammedî beyanın işaret ettiği “Allah hakikati” ile aynı anlamda olmasını gerektirmez. Müşriklerin “Allah” dediği “teizmin ve deizmin” “tanrı, deus, god, Ahura Mazda, Yahova, Baba” olarak nitelediği tanrı modeli ile aynı anlamdadır.

Hz. Muhammed a.s. “Allah” der iken onların “Allah” dediği ile aynı hakikati kastetmiş olsaydı müşrik inanç ve felsefe ile aralarında çatışma çıkmazdı. Müşrik Araplar Hz. Muhammed a.s.’ın “Allah hakikati”ni dikkatlice dinleyip incelediler ve gördüler ki, O, aynı “Allah” kavramından bahsetmiyor. Hatta “teistik ve deistik” felsefedeki yaratıcı tek tanrı modelini “Lâ ilâhe” ile  yani “Tanrı/İlah yoktur” hükmü ile nefyediyor (yok ilân ediyor). Hz. Muhammed a.s. bu nefyi ile müşrik Arapların ve o dönemin Hıristiyan ve Yahudi ruhbanlarının gözünde yaratıcı tek tanrı modelini inkâr eden bir “ateist” olarak damgalanıyor.

Verdiğiniz ikinci grup âyetlerde Kuran yine zannedildiği gibi insanları “teistik ve deistik” felsefedeki tek bir ilâh/tanrı modeli düşüncesine tapınmaya davet etmiyor. Bu düşünceyi yine eleştiriyor. Müşrikler “teistik ve deistik” modelde kafalarında tasarımladıkları ilaha/tanrıya salt olarak tapınmak yerine onunla aralarına putları koyuyorlardı. Kuran bu yapıyı eleştiriyor.

Müşrikler gibi siz de “teistik veya deistik” modelde bir tanrı düşünüyorsunuz ve o tanrıya tapınırken “tarikat ehli”nin aksine araya evliyaları koymamakla övünüyorsunuz. Efendim, kafanızda bir tanrı yaratıp o tanrı ile aranıza evliyaları koyarak tapınmışsınız ya da koymadan salt olarak tapınmışsınız ne fark eder ki? Önce neye tapındığınızı düşününüz. Hz. Muhammed a.s.’ın beyanındaki “Allah hakikati”ne mi kulluk/ibadet ediyorsunuz yoksa yaratıcı tek tanrı modeline salt olarak mı tapınıyorsunuz?

Hz. Muhammed a.s. eğer “teistik ve deistik” felsefedeki monoteist/tek tanrı inancıyla ibadet etseydi müşrikler ile aralarında yine problem çıkmazdı. Hatta önce müşrikler Rasulullah a.s.’ın bir tanrıya tapındığını zannettiler ve bir yıl biz senin tanrına tapınalım bir yıl da sen bizim tanrımıza tapın ya da senin de tanrını Kâbe’ye koyalım sen bizim tanrılarımıza dil uzatma biz de senin tanrına.. önerisini getirdiler. Fakat aldıkları cevap Kâfirun Sûresi oldu:

1-) Kul ya eyyühel kafirun;

De ki: “Ey kafirler (gerçeği reddedenler; ibadet gibi diyini işlerin maslahatından ve sistem’den perdeliler)!”.

2-) La a`budu ma ta`budun;

“Sizin kulluk/ibadet ettiğinize (hayalinizde yarattıklarınıza) ben kulluk/ibadet etmem”,

3-) Ve la entüm abidune ma a`bud;

“Siz de benim kulluk/ibadet ettiğime (bizi yaratan Rabbimize) abidler değilsiniz”.

4-) Ve la ene abidün ma abedtüm;

“Sizin (fıtraten) ibadet/kulluk ettiklerinize ben abid değilim”.

5-) Ve la entüm abidune ma a`bud;

“Siz de benim (fıtraten) kulluk/ibadet ettiğime abidler değilsiniz”.

6-) Leküm diynüküm ve liye diyn;

“(Çünkü) sizin dininiz size, benim dinim banadır”. (B Meal/H.Güler)

Değerli insan değerli düşünür A.N… tekrar düşünün, siz ibadetinizi “teistik veya deistik” felsefedeki monoteist bir anlayış üzerine mi kurdunuz yoksa Hz. Muhammed a.s.’ın Kuran ile bizlere anlatmaya çalıştığı “Allah hakikati”ne ibadet üzerine mi kurdunuz?

Eğer monoteist felsefede (yani düşünce ve inançta) iseniz tanrınız ile aranıza evliyaları ve diğer şefaatçi olarak yorumlananları sokmamakla övünürsünüz… ki övünüyorsunuz ve huzuru bulduğunuzu söylüyorsunuz. Bu düşünce yapınız ve itiraflarınız sizin monoteist bir insan olduğunuzu kanıtlıyor. Monoteist olmak yerine Muhammedî beyandaki monoteizm ve “Allah hakikati” arasındaki farkı fark ederseniz kafanızdaki yaratıcı tek tanrı modelinin karanlığından da kurtulursunuz. “Allah hakikati”nin aydınlığına ve nûruna ulaşırsınız.

“Allah hakikati” ile “Allah kulu” arasına “gerçek tasavvuf düşüncesi”nde bırakın bir evliyayı bir gerçek Rasul dahi aracı/torpilci olarak giremez.

“Gerçek dışı tasavvuf düşüncesi” zaten “teistik ve deistik”bir felsefe çizgisindedir ve “Allah hakikati”ni “yaratıcı tek tanrı” modeli olarak algılar ve araya yani tanrı ve insan arasına düzinelerle aracı/torpilci silsileler doldurur.

Bana göre siz de monoteist gölgede kaldıkça “tarikat ehli” olarak eleştirdiğiniz inanç modelinden hiç bir farkınız kalmaz ve sizin aracı/torpilci kabul etmeyen bir tanrınız olur. “Torpilci kabul eden bir tanrının kulu” olmayı zannetmekle “torpilci kabul etmeyen bir tanrının kulu” olmayı zannetmek arasında hiç bir fark yoktur. Atalarımız ne demiş; “Tencere dibin kara, seninki benden kara” demiş.

“Gerçek tasavvuf düşüncesi”nde tanrı kulluğu yoktur “Allah hakikatine kul olmak” bilgisi irdelenerek Hz. Muhammed a.s. gibi “Abdullah” olmaya gayret edilir.

İnsanları “Tarikat ehli” veya başka isimlerle yargılayıp ve şirk ile hüküm giydirip ebediyen cehenneme postalamak gibi yararsız işlerle meşgul olmamak gerekir. Kendimizdeki şirki hafi durumunu saptamak gibi yararlı işlerle meşgul olmak gerekir.

Diyorsunuz ki:

Müşrikler Allah’a ulaşmak için taştan tahtadan yaptıkları putları aracı ediniyordu.Tarikat ehli de etten kemikten insanları… Zaman içerisinde putlar değişti ama kâfirlik ve müşriklik alabildiğine devam etti. Azınlık da TEVHİD inancını keşfedip sadece ALLAHA MÜRİD OLMANIN SADECE ALLAHA KUL OLMANIN HUZURUNU YAŞADI.

Diyorum ki:

Evet dediğiniz gibi şirk eskiden “teistik ve deistik” felsefenin yaratıcı tek tanrı modelinde taştan tahtadan yapılan putları aracı edinmek formunda idi, sonradan putların yerini etten kemikten insanlar aldı.

Çağdaş monoteist /tek tanrılı felsefede ve tek tanrılı iman modelinde “kâfirlik” yine tek yaratıcı tanrıyı inkâr etmek anlamında “ateizm” olarak devam etti.

Ben de monoteist felsefenin ve tek tanrılı iman modelinin tek yaratıcı tanrısını inkâr eden “bir ateist”im çok şükür…

Ve Hz. Muhammed a.s.’ın beyan ettiği “Allah hakikati”ni tasdik etmeye ve mümin olmaya gayret eden “bir Müslüman”ım elhamdülillah.

Ve kafamda “teistik ve deistik” yaratıcı tek tanrı halüsinasyonu/varsanımı oluşturmamaya gayret ederek “çağdaş şirk türlerinden sakınmaya çalışıyorum” inşallah.

***

Ön bilgideki alıntı yazılarda İslâm da monoteist bir din olarak yorumlanmış. Hem doğru yorumlanmış hem de yanlış yorumlanmış.

Doğru yorumlanmış çünkü…

Hz. Muhammed a.s.’ın beyan ettiği “İslâm hakikati” monoteist/tek tanrılı bir din zannediliyor ve Müslümanların çoğunluğu (siz de dâhil) monoteizmin gölgesinde kalarak “gerçek tasavvuf düşüncesi”nin fark ettirmeye çalıştığı “Muhammedî yolun gerçek tevhit” bilgisinden mahrum kalıyor… Müslümanlar “İslâm hakikati”ni monoteist bir inanç gibi yaşarsa batılı araştırmacılar da “İslâm”ı tek tanrılı bir din olarak algılar ve anlatır.

Yanlış yorumlanmış çünkü…

Hz. Muhammed a.s.’ın beyan ettiği “İslâm hakikati”
monoteist/tek tanrılı bir din olmadığı gibi,
politeist/çok tanrılı,
teist/aktif tanrılı,
deist/pasif tanrılı bir din de değildir. Hatta “İslâm hakikati” orta doğu kökenli dinler anlamında bir din dahi değildir. “İslâm hakikati” ezelden ebede değişmeden işleyen “Allah hakikati” sisteminin Muhammedî dil ile anlatılarak insanlara fark ettirilmeye çalışılmasının adıdır.

Yine klasik din anlamında Hz. Muhammed a.s. monoteist bir dinin tek tanrısının peygamberi/posta memuru değildir, “Allah Hakikati”ni ve “Allah sistemi”ni deşifre etmiş ve bu deşifre yöntemini de “Cebrâil vasıtasıyla ve Allah”dan direk vahiy almak” mecazlarıyla “açıkça” anlatmış bir “Gerçek Rasul”dür. Rasul (Resül-Rasül olarak da yazılıyor) “Allah hakikati”ni deşifre ederek insanlara bilgi olarak sunan anlamındadır.

Monoteizmin gölgesinde kalan Müslüman, Hıristiyan ve Yahudiler “senin peygamberin benim peygamberim… tanrı bizden yana mı sizden yana mı” tartışmasını sonsuza kadar sürdürürler. Fakat “İslâm Hakikati”ni Hz. Muhammed a.s.’ın beyanı olan Kuran’dan idrak etmeye çalışanlar toplumsal yapılarının kültür yapısı bütünlüğünde monoteist gibi görünmekle birlikte gereksiz ve yararsız tartışmalara girişmeyen “Allah yolunun garîb yolcuları”dır.

Buraya kadar yazdıklarım yaklaşık on bir sayfayı buldu. Sizi ve “Oku”rları daha fazla sıkmamak ve meşgul etmemek için şimdilik mesajlarınızın tahlilini burada noktalıyorum. Mesajlarınızın kalan kısımlarını da kısa ya da uzun bir zaman içinde nasip olursa cevaplamaya çalışacağım.

Mesajlarınızı benimle birlikte gönderdiğiniz dağıtım listenizdeki yazarların ve düşünürlerin ve okurların her birisinin “Gerçek Tasavvuf Düşüncesi” üzerine ürettikleri değerli bilgilerini insanlarla paylaşan ve “Allah hakikati”ni özlerinde arayan “Muhammedî Yol”un bireysel âşıkları olduğuna inancım tamdır. Yazımda sizi mesajınıza dayanarak monoteist gölgede kalmakla yorumladım fakat sizin tam bir tevhid ehli olabileceğinizi de düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Selam ve selametle

Kemal Gökdoğan
www.tasavvufdefteri.wordpress.com
kemalgokdogan@gmail.com

MONOTEİZM-İSLAM-TASAVVUF YAZILARININ TAMAMI

Monoteizmin Gölgesinde Kalan  Tevhid İnancı
http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2010/04/27/monoteizmin-golgesinde-kalan-tevhid-inanci/

Monoteizmin Gölgesinde Kalan  Vahiy Ve Risalet
http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2010/05/04/monoteizmin-golgesinde-kalan-%e2%80%9cvahiy-ve-risalet%e2%80%9d/

Monoteizmin Gölgesinde Kalan  Tasavvuf Düşüncesi
http://tasavvufdefteri.wordpress.com/2011/03/08/monoteizmin-golgesinde-kalan-tasavvuf-dusuncesi-1/

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 73 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: